İçişleri Bakanlığı gittikçe artan motorsiklet kazalarının önüne geçmek için çözüm yolları arayışına girmiş. Bunların bir kısmı motorların kırmızı ışıkta sıralanması ve öncelik tanınması ile ilgili. İşe yarayabilir. Ancak son hızla gidip kaza yapan motorları yavaşlatmak için henüz bir çare bulamamışlar.
Bulamayacaklar, çünkü bu iş idari ve yasal önlemlerle önüne geçilebilecek bir sorun değil. Siz istediğiniz kadar cezaları arttırın, sürücü kurslarının süresini uzatın bir şey değişmez. Sorun, özellikle otuz yaş altındaki gençlerin ruhsal yapısından kaynaklanıyor.
Bu gençlerin çoğunda bir öfke birikimi, bir gerilim var. İşin kötüsü bu sıkıntının nereden geldiğini kendileri de bilmiyor. En küçük fırsatta patlayıp sağa sola saldırıyor, kırıp dökmeye başlıyorlar.
Geçtiğimiz gün adamın biri sokakta yürürken yanından geçen bir kediye durup dururken tekme atıyor. Neden? Yanılmıyorsam adamı tutukladılar. Bundan birkaç yıl önce İstanbul'da bir miting oldu. Katılımcılar yerdeki laleleri söktüler. Kaldırım taşlarını söküp sağa sola attılar. Lalelerin kabahati neydi ki?
Adam gidiyor boşandığı karısını yanındaki iki çocuğu ile birlikte vuruyor. Şimdi, sormak gerek, karıyı boşamışsın, kurtuldum diye sevinmek gerekirken başına neden iş alıyorsun.
Toplumsal şiddet yalnız ülkemizde değil tüm Batı ülkelerinde kendini gösteriyor. Fransa'da takımlarının dünya kupasında Fas karşısında aldığı galibiyeti kutlayan Fransızları gördüm. Sokakları yangın yerine çevirmişler. Bir tanesi önüne bir çöp kazanı katmış sürüp duruyor. Her yer yanan arabalar, kırılan vitrinlerle dolu. Bunlar sevinçten her halde.
Gençlerin yoldan çıkmasının başlıca nedeni onların önüne sunduğumuz fakat bir türlü erişemedikleri zengin, pırıltılı dünya. Reklamlarla bir sanal cennet yaratıyoruz. Gençler bunları istiyor, biz de onları yarış atı gibi öne sürüyoruz. Al, al, al diye iteliyoruz. Bunlara hiçbir zaman sahip olamayacaklarını anladıklarında da hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Yarış atları vardır, koşmaya eğitilmişlerdir. Bağladığınızda yerlerinde duramazlar. Ama sütçü beygirini bir ağaca takarsınız, siz gelinceye kadar boynunu eğer otlamaya devam eder. Siz yularını tutunca da hiç itiraz etmeden sizin peşinizden gelir. Çünkü bu şekilde eğitilmiştir.
İnsanların önüne serdiğimiz bu sanal dünya onların tek amacı oluyor. Dini eğitim vermiyoruz. Şükretmek, olan ile yetinmek duygusu onlarda yok. Medyadaki vurdulu kırdılı, bol kırmızı renkli görüntüler onların ruhuna işlemiş. Bir cami avlusundaki sessziliği, dinginliği hiç hissetmemişler. İçlerinde devamlı bir ateş yanıyor.
Medya bunları böyle ateşe atarken sınav odaklı eğitim sistemimiz de yarışı bir başka yönden körüklüyor. Çocuk küçük yaştan itibaren yarışmaya koşullanıyor. Sürekli yarış, ardı arkası gelmeyen bir yarış. Kazansan da kıymeti yok, çünkü kazanana ödül verilmiyor. Kaybeden kendini beceriksiz, yetersiz sanıyor. Ben bir işe yaramam düşüncesine dalıyor. Anne babalar da çoğu zaman yangına körükle gidiyorlar. Çocuklarını komşu çocuklarıyla karşılaştırıyorlar. Daha ilkokul sıralarında gerilimle tanışan çocuk biraz büyüyünce patlamaya hazır hale geliyor.
Bizim İçişleri Bakanından şöyle bir talebimiz var: 1) Milli Eğitim Bakanıyla oturup eğitim sisteminde köklü bir reform hareketi başlatsın. Sınava odaklı sitemi kökünden değiştirsin. Zorunlu lise kaldırılsın. Gençler becerilerine göre eğitilsin. 2) Medyada aşırı tüketimi özendiren parlak içerikli reklamlar yasaklansın. 3) Dini eğitim haftada sadece birkaç saat ders olmaktan çıkarılsın. Hayatın her kademesinde yaygınlaştırılsın. Gençlere Allah sevgisi, şükretme düşüncesi verilsin. Çocuklarımız huzura kavuşsun.
Akın Tezel
Öfke Patlaması
Serdar Cemal Hoca
Allah’a Yakınlığın En Kestirme Yolu – İnsanlara Hizmet
Ayfer Kurt
Paspatur’da Geceye Karışmak
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR