Türkiye'de kumar bağımlılığı hızla artıyormuş. Özellikle dijital medyanın ortaya çıkmasıyla bu artış ivme kazanmış. Bağımlılık daha çok gençler arasında görülüyor, yaş arttıkça bağımlı oranı azalıyormuş.
Bu bağımlılığın iki nedeni var. Birincisi, şu ki kapitalist sistem elindeki muazzam medya gücünün de yardımıyla insanların önüne renkli bir dünya sunuyor. Her gün izlediğimiz reklamlarda bize anlatılan hayat bambaşka bir şey. Gençler bu görüntülerde karşılarına çıkan hayata ulaşabilmek için bol para kazanmak gerektiğini biliyorlar. Ona en kısa yoldan ulaşabilmek için çareler arıyorlar.
Gerçi bana kalırsa o reklamlar ürkütücü geliyor. Aşırı renkli ve hareketli görüntüler, şekilsiz insan tipleri ve karakterleri insanı kendine çekmek yerine daha bir uzaklara itiyor. Ama demek ki gençler bizden farklı hissediyor.
Bir şeyin pazarı varsa mutlaka birileri de bu ihtiyacı karşılamak için ortaya çıkar. İşte kumar illeti bu şekilde ortaya çıkıyor. Bir yanda çabuk zengin olup ekranlarda gördüğü hayatı yaşamak isteyen gençlik, bir yanda da gençlerin bu tutkusunu kazanca çevirmek isteyen kötü niyetli kişiler.
Eskiden kumar zar ile, ruletle, oyun kağıdı ile oynanırdı. Bunlardan en basiti bul karayı, al parayı şeklinde olanıydı. Bunun adına üç kağıtçılık denirdi. Kumar oynatan kişi elinde üç tane iskambil kağıdı bulundururdu. Bunlardan birisi kara, maça kızı, diğer ikisi ise kırmızı kupa ve ya karo idi. Kumar oynayacak kişi parayı verir sonra da rengini görmediği bu kağıtlardan bir tane çekmesi söylenirdi. Şayet siyah renkli kağıdı seçerse ortadaki tüm parayı alır, kırmızı renklisini seçerse yatırdığı para boşa giderdi. Siyak renkli kağıdı seçme olasılığı yüzde 33, kırmızı kağıtlardan birini seçme olasılığı yüzde 67 olduğu için uzun vadede daima oynatan kârlı çıkardı.
Bu namuslu kumar. Bir de bunun hilelisi vardı. Oynatan şahıs kâğıtları bir gösterdikten sonra el çabukluğuyla değiştirir, hepsini kırmızı yapardı. Bu sefer hiç kazanamazdı oynayan. İşte üç kâğıtçılık deyimi buradan kaynaklanmıştır.
Şimdi işler değişti. İnternette binlerce sanal kumar sitesi var. Gençler bunların başında hem ömür, hem de para tüketiyor zengin olmak hayaliyle. Anlatıldığına göre milyarlarca dolar her yıl bu yolla yurt dışına çıkıyormuş.
Birileri gençlerin bu yaptıklarının boş iş olduğunu, para kazanmak istiyorlarsa çalışıp üretmek dışında başka bir seçenekleri olmadığını onlara öğretmeli. Bunu da en iyi yapacak olan devlettir. Ama bakıyoruz devletimizin başındaki bir kısım yöneticiler tam tersini yapıyorlar. Kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna gençleri adeta beleşçiliğe teşvik ediyorlar.
Bir zamanlar, 1992 de rahmetli Başbakan Demirel emeklilik yasasını değiştirdi. Herkesi 40 yaşında emekli etti. Bununla da yetinmedi 25 yıl ve prim sayısını dolduran herkesin emekli maaşı alabileceğini söyledi. Sonunla devlet bütçesi boşaldı, deniz kurudu ve 1999 yılında, biraz da silahlı kuvvetlerin zoruyla bu işe son verildi. Ama olan olmuştu, ortadaki pisliği şu gün, 2025 yılında henüz temizleyebilmiş değiliz.
Bu da yetmedi, Demirel bir konuşmasında onlar ne veriyorsa ben iki katını veriyorum diye bir söz etti. Toplumda bir yarış başladı. İnsanlar demek ki devletin kaynakları sonsuz, iyi yöneticiler halka çok para veriyor diye düşünmeye başladılar. O halde biz de istedikçe isteriz, çalışmaya ne gerek var dediler. Gerçi bu sözleri Demirel'e seçim kazandırmaya yetmedi ama olan olmuştu, milletin ahlakı bozuldu.
En büyük yanlışı ise yeni gelen Ak Parti iktidarı yaptı. Okullarda okunacak ders kitaplarını ücretsiz kıldı. Çocuk ilk gün okula geliyor, sırasının üstünde kitapları görüyor. Hepsi bedava. İlk ders görülmüş oluyor : "Devlet bana bedava bakmak zorunda". Bu düşüncelerle okuldan mezun oluyor. İşe yaramayan diplomasıyla devlet kapısına dayanıyor: "Bana bakmak zorundasın, bol maaşlı iş isterim. Çalışmam ha. Aydan aya gelir paramı alırım. O kadar".
Bunun olamayacağını öğrendiği zaman iş işten geçmiş oluyor. Açıyor interneti başlıyor oynamaya, ya çıkarsa.
Hükümetin aldığı bu karadan geri dönüş de mümkün görülmüyor. İnsanlar bedava kitabı bir hak olarak görmeye alıştılar bir kere. Bunu kolay kolay geri alamazsınız.
Görebildiğimiz kadarıyla yeni Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin bu gidişi tersine çevirmek için büyük gayret içinde. Okullardaki serbest kıyafet olsun, üniformaların her yıl değiştirilmesi olsun, bu gibi tüketimi teşvik eden uygulamaları yavaş yavaş kaldırıyor. Yardımcı ders kitabı adı altında öğrencinin soyulmasına engel olmaya çalışıyor. Ancak buna da öğretmen camiasında kökleşmiş olan statükocu anlayış engel olmaya çalışıyor. Öğretmenler rahatları bozulacak diye korkuyorlar. Bakalım nereye kadar dayanacak.
#KumarBağımlılığı #GençlerVeKumar #DijitalKumar #OnlineKumar #Kapitalizm #MedyaEtkisi #ÜçKâğıtçılık #SanalKumar #EkonomiVeGençlik #ÇalışmaVeÜretim #DevletPolitikaları #EğitimVeAhlak #MilliEğitim #GençlikSorunları #BedavaKitap #ToplumsalDeğerler #SorumluGençlik #ParaVeGelecek #İnternetBağımlılığı #KumarınTehlikesi #TürkiyeHaber #GüncelHaber