Birileri 1923 yılında imzaladığımız Lozan Anlaşmasını kutsal sayıyor ve Türkiye'nin güncel siyasetinde bu anlaşmanın rehber alınmasını savunuyor. Bunun karşısında olan bir başka kesim ise anlaşmayı bir ihanet belgesi olarak görüyor. Bazı konuları sağlıklı bir biçimde tartışmasını bir türlü öğrenemediğimiz için de takım tutar gibi bir kısmımız Lozancı, bir kısmımız ise Lozan karşıtı olup çıkıyoruz.
Bakalım Lozan neymiş. Lozan İsviçre'de Cenevre gölü kıyısında, Montrö ve Uşi kasabalarıyla birlikte anılan, birçok anlaşmalara ve toplantılara mekan olmuş küçük ve şirin bir kasabadır. Türkiye için ise Lozan 1923 yılında Osmanlı Devletinin yıkılışını kabullenip yeni Türkiye devletinin varlığını başta İngilizler olmak üzere tüm dünyaya onaylattığımız bir anlaşmadır. Daha da açık ifade etmek gerekirse bu anlaşma ile o tarihteki mevcut siyasi durum tüm taraflar tarafından onaylanmış ve imza altına alınmıştır.
Lozan karşıtları şöyle bir sav öne sürüyorlar : Lozan ile Osmanlı Devletinin yıkılışı tescil edilmiş. Asya ve Avrupa'da kaybettiğimiz topraklar elimizden alınmıştır.Doğrudur, anlaşmanın 27. maddesi bu konuyu hükme bağlamıştır "Madde 27 — Türkiye Hükümeti ya da Türkiye makamlarınca, Türkiye toprakları dışımla, işbu Andlaşmayı imzalayan öteki Devletlerin egemenliği altında ya da koruyuculuğunda bulunan toprakların yurttaşları ile Türkiye’den ayrılan toprakların yurttaşları üzerinde siyasal, yasama ya da yönetimsel konularda, her ne nedenle olursa olsun, hiçbir yetki ya da yargı hakkı kullanılmayacaktır.
Şurası da kararlaştırılmıştır ki, İslam dini makamlarının dinsel yetkilerine bir zarar gelmemektedir."
Şimdi sormak gerekir, İngilizler I.Dünya Harbini Osmanlıyı paylaşmak için çıkardılar. Sonunda istediklerini elde ettiler, tüm petrol ülkelerini, Mısırı elimizden aldılar. Savaştan sonra yeniden canlanmamızı önlemek üzere üzerimize Yunanlıları saldılar ve elimizde kalan son gücü de tüketerek bizi kendilerine muhtaç bıraktılar. Yine dikkat edelim Lozan ile Boğazların denetimi İngiliz ve Fransızlara bırakıldı. Anlaşmayıp da kaybedilen Osmanlı topraklarını geri isteseydik acaba ne cevap alırdık.
Ayrıca Lozan hiçbir sınır belirlenmedi. Suriye sınırı 1921 yılında Fransızlarla yapılan anlaşmayla önceden kararlaştırılmıştı. Sevr anlaşmasına göre var sayılan Ermenistan devleti ise Ermenilerin kendi aralarındaki kavgalar ve Sovyetlerin ilerlemesiyle gerçek olmaktan çıkmış ve Sovyetlerin himayesinde kurulan Ermenistan devletiyle yapılan Moskova anlaşmasıyla belirlenmişti. İtalyanlar ise 1921 yılında ülkelerinde meydana gelen rejim değişikliği sonucunda kendi istekleriyle ülkemizden ayrılmıştı. Ege adaları ise sahipsiz bırakılmakla birlikte denetimleri İtalyanlara verilmişti.
Görülüyor ki anlaşma ile ne bir toprak kaybedilmiş ne de bir toprak kazancı olmuştur. Sadece fiili durum kağıda dökülüp imza altına alınmıştır. Bu arada Lozan sevicilerin kutsal saydığı anlaşma bizzat onu imzalayanlar tarafından delinmiştir. 1936 yılında, dünyadaki siyasi dengeleri uygun gören Atatürk İngiltere ve Fransaya başvurarak Boğazlardaki egemenliklerine son veren Montrö anlaşmasının imzalanmasını sağlamıştır. Yine Atatürk 1937 yılında Fransızların Almanlar tarafından sıkıştırılmakta olduğunu görmüş ve onlardan Hatay'ı istemiştir. Fransızlar tek kelime söyleyemeden bu durumu kabullenmiştir.
1923 yılında kabul etmek zorunda kaldığımız Lozan anlaşmasını yurt içinde de yansımaları olmuştur. 1980 li yıllara gelinceye kadar ümmetçilik , tüm Müslümanların birleşmesini istemek, ve Turancılık , Türklerin birleşmesini istemek, yasalarımızca suç sayılmış ve bu suçu işlediği iddia edilen çok insan çeşitli cezalara çarptırılmıştır.
Günümüzde ise Lozan seviciler yine ayakta. Türkiye'nin askeri bakımdan güçlenmesi, özellikle Orta Doğu ve Afrika'da etkin duruma gelmesi onları çileden çıkarıyor. Avrupalı patronlarının zamanında uygun gördüğü gibi Anadolu'ya hapsedilmiş bir butik Türkiye hayalinin giderek uzaklaştığını görmekteler. Bir zamanlar "Suriyeliler gitsin", "ne işimiz var Suriye'de" diyenler şimdi de PKK'nın silah bırakmasını küçümsemek, hatta mümkünse bunu engellemek için ellerinden gelen her çabayı gösteriyorlar. Bunu yaparken de Lozan'ın arkasına sığınıyorlar. Ama unutuyorlar, Türkiye artık 1923 yılının kolu kanadı kırılmış ülkesi değil, ekonomisi güçlü, ordusu güçlü, silah geliştirip tüm dünyaya satan, liderinin ismi ABD, Rusya ve Çin liderleriyle aynı sırada anılan güçlü bir ülke . Onlar istediği diye kabuğumuza çekilip bekleyecek değiliz.
Serdar Cemal Hoca
İslam’da Helalleşme: Hesap Gününe Hazırlık
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Akın Tezel
Tuşlu Cep Telefonları Kullanımdan Kalkıyor Mu?
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
Murat Mallı
Fethiye Deprem Tehlikesi Altında: Turizm Mi, Güvenlik Mi?
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...