Vakıflar Müdürlüğü aşure günü münasebetiyle vatandaşlara aşure dağıtma kararı almış ve bunu bir çok ilçede uygulamaya geçirmiş. Anlaşılan dağıtımı yapacak yeterli personel bulamadıklarından bu iş gönüllülere düşmüş. Fethiye'de de bir siyasi partimiz bu görevi üstlenmiş ve Cumartesi Pazarında dağıtım tezgahını kurmuşlar.
Gittim baktım. Tezgahın başında bir curcuna. Millet bir kap aşure alabilmek için birbirini yiyor. Halbuki fazla bir kalabalık yok, en fazla yüz kişi. Ayrıca herkese yetecek kadar aşure de var. O halde bu itişip kakışma neden? Hoş, aşure yetmeze de bir kısım vatandaş geri dönse ne çıkar bundan. Aç, mıyız, açıkta mıyız. Filistin'de ekmek dağıtımı yapılıyor olsaydı ve tezgah önündekiler kargaşa yaratsaydı bu durumu anlayışla karşılamak belki mümkün olurdu. Zira ekmek yetmezse sona kalan aç kalacak demekti.
Dağıtım sorumlusu siyasi parti görevlilerinin de hali bir başka. Elleri ayaklarına dolaşmış dağıtımı sürdürmeye çalışıyorlar. Bir ara "Arkadaşlar, sıraya girelim, herkese yetecek kadar aşure var" diye birkaç kere bağırdıysam da kulak asan olmadı. İtişme kakışma sürüp gitti. Anlaşılan beni yaşlı görmüşler. Benim yerime güçlü, kuvvetli bir pehlivan olsaydı belki sözü dinlenirdi dedim.
Aslında bu hali normal karşılamamız gerekir. İnsanlar da diğer bütün canlılar gibi sürü iç güdüsüyle hareket ederler. Kendi başlarına kaldıklarında son derece akıllı davranan çoğu insan kalabalıklar içine karıştığında kendisine yön verecek bir güç ihtiyacındadır. Genellikle bu güce uyulur ve onun sürüklediği yere gidilir. Bu güç yasa gücü, devlet gücü, toplumsal baskı veya fiili bir güç olabildiği gibi aslında cismi olmayan ama varlığını bildiğimiz bir güç de olabilir.
Örneğin camiye gittiğimizde cemaat kalabalık olsa bile itişip kakışmıyoruz. Pencere önünde duracağım diye yanımızdakiyle tartışmıyoruz. Bazen hoca "safları sık ve düzgün tutalım" diyor, hemen davranıyoruz. Hocanın elinde sopa yok, ceza makbuzu da yok. Ama "Allah bizi görüyor" düşüncesiyle kendimize çeki düzen veriyoruz.
Günlük yaşamımızda da gizli bir kısım güçlerin yönlendirmesi ile davranışlarımızı biçimlendiriyoruz. Örneğin "komşular ne der" düşüncesiyle birçok şeyi yapmaktan çekiniyoruz. Fakat belki komşuların umurunda bile değil ne yapıp yapmadığımız.
Devlet gücü de bizleri bazı şeyleri yapıp yapmamaya zorlar ama bu alanda biraz daha esnek davranırız. Çünkü bu güç somut bir varlıktır. Bizi derleyip toplamaya çalışan somut bir şey olduğuna göre ondan kaçmak da mümkündür diye düşünür ve ilk fırsatta yasaları çiğneriz. Örneğin trafik polisinin olmadığı mekanlarda gaza basar, hatalı sollama yapar, hatta işi slalom yapmaya kadar götürürüz. Polisin şapkasının ucunu gördüğümüzde ise süt dökmüş kediye döner, yakalandığımızda ise "ama abi" diye başlayarak ağlayıp zırlarız.
Görülüyor ki insanların toplu davranışlarında doğru hareket etmelerini sağlayabilmek için bir yönetici güce ihtiyaç vardır. Askerlikte bitişik düzen eğitimi gençlere bu güce nasıl itaat edeceklerini öğretmek için verilir. "Dikkat, hizaya gel, sağa bak"... Yoksa gerçek savaşa katıldıklarında bu düzenin tam tersi hareketler yapmak zorunda kalacaktırlar. Önemli olan bilinç altlarına emir komuta bilincini yerleştirmektir.
Siyasette "ulu önder", "reis" gibi sıfatlar kullanmamız da yönetilme ihtiyacımızın bir dışa vurumudur. Reis bizim için çalışır, bizim için düşünür, biz onun yolunda yürümek zorundayız düşüncesi adına her ne kadar demokrasi ve benzer isimler koymuş olsak da siyasetin temel ilkelerinden biridir. Önümüzde bir yeni anayasa süreci var. Devletimiz zamanı uygun gördüğünde hazırladığı yeni anayasa taslağını önümüze koyacak? Zaten okusa bir şey anlamaz, mutlaka 'reis' in yönlendirmesine gör hareket edecektir. Bu referandumda Cumhur ittifakı ve yandaşları evet oyu kullanacak, muhalefet ise hayır. neden? Çünkü 'reis' veya 'genel başkan' öyle istiyor da ondan.
Sözün kısası kurt sürüsüne reis, davar sürüsüne çoban, orduya komutan, aileye baba, siyasete önder ihtiyaçtır, yoksa kargaşa çıkar. Gelelim bizim aşure dağıtımına, şayet bu dağıtımın sorumluları tezgahın önüne bir kırmızı şerit çekip başına da gençten iri yarı bir adam koysalardı, o da "Arkadaşlar şeridin etrafından dolaşıp öbür baştan aşurenizi alıp çıkın" şekline uyarılarda bulunsaydı eminim işler çok daha kolay yürürdü. Bazen bir kırmızı şerit bile toplulukları düzene sokmakta yeterli olur.
Serdar Cemal Hoca
İslam’da Helalleşme: Hesap Gününe Hazırlık
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Akın Tezel
Tuşlu Cep Telefonları Kullanımdan Kalkıyor Mu?
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
Murat Mallı
Fethiye Deprem Tehlikesi Altında: Turizm Mi, Güvenlik Mi?
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...