Bismillahirrahmanirrahim
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın…” (Bakara, 267)
Âlemlerin Rabbi, mülkün yegâne sahibi olan Yüce Allah’a hamd olsun. Habibi Kibriyâsı, iki cihan güneşi Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) salât ve selâm olsun. Selâm olsun Hakk’a tabi olanlara…
Aziz kardeşlerim,
İnsan bu dünyaya sahip olmak için değil, emanet taşımak için gönderilmiştir. Sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şey; evimiz, malımız, kazancımız, makamımız, hatta evlatlarımız… Hepsi bize verilmiş geçici birer emanettir. Emanetçi, emanet üzerinde tasarruf ederken sahibinin rızasını gözetmek zorundadır. İşte kulluk da tam burada başlar.
Cenab-ı Hak bizlere sayısız nimetler lütfetmiştir. Nimetleri saymaya kalksak sayamayız. Sağlık bir nimettir, iman bir nimettir, rızık bir nimettir, aile bir nimettir. Peki bu nimetlerin bir karşılığı yok mudur? Elbette vardır. O karşılık şükürdür. Fakat şükür sadece dil ile “Elhamdülillah” demek değildir. Şükür, nimeti Allah’ın rızasına uygun kullanmaktır. Şükür, nimeti paylaşmaktır. Şükür, infaktır.
İnfak; Allah yolunda harcamaktır. Zekâtı da kapsar, sadakayı da kapsar, gönülden kopan her hayrı da kapsar. İnfak, malın bereketidir. İnfak, kalbin arınmasıdır. İnfak, insanın dünya ile arasına mesafe koymasıdır. Çünkü mal sevgisi insanı kör eder, kalbi katılaştırır. Paylaşmak ise kalbi yumuşatır, merhameti diri tutar.
Rabbimiz Bakara Suresi’nde bizleri uyarıyor:
“Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayın.” (Bakara, 254)
Demek ki infak ertelenecek bir ibadet değildir. “Yarın yaparım”, “Biraz daha kazanayım, öyle veririm” demek, çoğu zaman şeytanın aldatmacasıdır. Çünkü ölüm ansızın gelir. Münafıkun Suresi’nde bildirildiği gibi, insan ölüm anında “Rabbim! Bana biraz daha süre ver de sadaka vereyim” diye yalvaracak, fakat artık geri dönüş olmayacaktır.
Aziz kardeşlerim,
İnfakın sadece miktarı değil, niteliği de önemlidir. Allah Teâlâ, “Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın” buyuruyor. Demek ki Allah için verirken en güzelini, en temizini, en helâlini seçmek gerekir. Evimizde kullanmadığımız, kendimizin almak istemeyeceği şeyleri vererek infak yaptığımızı zannetmek, ne büyük bir yanılgıdır!
İnfakın bir de adabı vardır. Rabbimiz, sadakayı başa kakmayı ve incitmeyi yasaklıyor. Bir fakire yardım edip sonra onun onurunu kırmak, verdiğini yüzüne vurmak, yaptığı iyiliği dillerde dolaştırmak… İşte bu, ameli boşa çıkaran bir hastalıktır. Gösteriş için yapılan yardım, Allah katında makbul değildir. İbadetlerde samimiyet esastır. İnfak ederken niyetimizi sorgulamalıyız: “Ben bunu gerçekten Allah rızası için mi yapıyorum, yoksa insanların takdirini kazanmak için mi?”
İsraf da infak kadar önemli bir meseledir. Yüce Rabbimiz İsra Suresi’nde saçıp savurmayı yasaklamıştır. İnfak, bilinçli harcamadır; israf ise ölçüsüzlüktür. Bir yanda sofralarda artan yemekler çöpe giderken, diğer yanda açlıkla mücadele eden insanlar varsa, orada ciddi bir vicdan muhasebesi yapmak gerekir.
Bugün modern dünya bize tüketmeyi öğretiyor. Daha fazlasını almayı, daha çok biriktirmeyi, daha lüks yaşamayı… Fakat İslam bize paylaşmayı öğretiyor. Çünkü mal çoğaldıkça sorumluluk artar. Hesap ağırlaşır. Ahirette bize sorulacak olan; ne kadar kazandığımız değil, kazandığımızı nerede harcadığımızdır.
İnfak sadece maddi değildir. Bilgini paylaşmak infaktır. Vaktini ayırmak infaktır. Güler yüz göstermek infaktır. Bir yetimin başını okşamak, bir hastayı ziyaret etmek, bir borçlunun yükünü hafifletmek… Hepsi infaktır. Çünkü infak, kalbin Allah için harekete geçmesidir.
Rabbimiz, “Mallarını gece gündüz, gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 274) buyuruyor. Ne büyük bir müjde! Korku yok… Hüzün yok… Çünkü Allah için verilen hiçbir şey zayi olmaz.
Unutmayalım ki infak aslında vermek değil, kazanmaktır. Dünya malı eksilir gibi görünür ama ahiret hesabı çoğalır. Bir tohum toprağa atıldığında kaybolmuş gibi görünür; oysa aslında çoğalmanın başlangıcıdır. Allah için verilen her şey de böyledir. Kat kat karşılık bulur.
Aziz kardeşlerim,
Mal ve evlat birer imtihandır. Onlar bizi Allah’ı anmaktan alıkoyuyorsa tehlike başlamış demektir. Kalbimizi malın esiri değil, malı kalbimizin hizmetkârı yapmalıyız. Çünkü kabre girerken yanımıza ne evimizi ne arabamızı ne de makamımızı götürebileceğiz. Bizimle gelecek olan; ihlâsla yapılan amellerimizdir.
İnfak toplumu da ayakta tutar. Zengin ile fakir arasındaki uçurumu merhamet köprüsüyle kapatır. Kardeşliği güçlendirir. Kin ve hasedi azaltır. Paylaşan toplum güçlü olur. Cimrilik ise toplumu çürütür.
Velhasıl kelam…
İnfak bir seçenek değil, ilahi bir emirdir. Bu emri yerine getirmek, hem bireysel huzurumuz hem toplumsal saadetimiz hem de ebedî kurtuluşumuz için zaruridir. Vakit varken, imkân varken, sağlık yerindeyken infak edelim. Çünkü yarının garantisi yoktur.
Allah’ım!
Bizi malıyla imtihanı kazananlardan eyle.
Kalplerimizi cimrilikten, gösterişten ve israftan muhafaza eyle.
Bize verdiğin nimetleri Senin rızana uygun şekilde kullanmayı nasip eyle.
Bizi ve neslimizi infak eden, şükreden, zikreden, salih amellerle amel eden kullarından eyle.
Allah yâr ve yardımcımız olsun.
Serdar Cemal Hoca
İNFAK VAKTİ
Akın Tezel
Milletvekillerinin Görevi Nedir
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
Murat Mallı
Fethiye Deprem Tehlikesi Altında: Turizm Mi, Güvenlik Mi?
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...