Fethiye bazen kalabalığıyla değil, kaçış yollarıyla güzel.
Şehir merkezinden uzaklaşıp direksiyonu Fethiye Yarımadası tarafına çevirdiğinde bunu hissediyorsun. Yol uzamıyor aslında… ama şehir geride kalıyor.
Virajlar başlıyor.
Bir taraf çam ağaçları, diğer taraf sonsuz gibi duran deniz.
Camı açıyorsun. Çünkü burada klima yetmiyor. İnsan gerçek rüzgârı hissetmek istiyor.
Yarımada’nın en garip tarafı şu:
Burada kimse sana acele ettirmiyor.
Bir koy görüyorsun, yavaşlıyorsun.
Bir manzara çıkıyor karşına, duruyorsun.
Hatta bazen hiçbir sebep yokken bile kenara çekip sadece denizi izliyorsun.
Çünkü bazı yerlerde yapılacak en güzel şey, hiçbir şey yapmamaktır.
Aşağıda duran tekneler, uzaktan gelen dalga sesi, kayalıkların arasından görünen gün ışığı… Her şey sakin ama cansız değil. Tam tersine, burada hayat bağırmadan akıyor.
Belki de insanın ihtiyacı olan tam olarak bu.
Daha az ses.
Daha az telaş.
Biraz daha nefes.
Yarımada’da yürürken ya da bir yerde oturup kahveni içerken şunu fark ediyorsun:
Şehir insanı sürekli ileri iterken, deniz seni olduğun yerde tutuyor.
Ve bazen bu çok iyi geliyor.
Çünkü herkes bir yere yetişmeye çalışırken, bazı manzaralar sana sadece şunu söylüyor:
“Biraz burada kal.”
Belki gün batımını izlemek için…
Belki sadece düşünmeden durabilmek için…
Ama ne olursa olsun, yarımadadan dönerken insan yanında mutlaka bir şey götürüyor.
Fotoğraf değil.
Bir his.
Sanki birkaç saatliğine dünya biraz daha yavaş dönmüş gibi…
Ayfer Kurt
Yarımada Yolunda Denizle Konuşmak
Akın Tezel
Kedi Köpek Üzerinden Siyasi Hesaplaşma
Serdar Cemal Hoca
İNFAK VAKTİ
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR