Mi’rac…
Bir gecenin hatırası değil, bir ömrün istikametidir.
Sadece göklere yükselişin adı değil, kulun Rabbine nasıl yürümesi gerektiğinin tarifidir.
Bugün Mi’rac’ı anlatıyoruz; ama Mi’rac’ın bizden ne istediğini konuşmuyoruz. Kandil gecelerinde duygulanıyor, ertesi gün aynı hoyratlıkla, aynı savrulmuşlukla hayatımıza devam ediyoruz. Oysa Mi’rac, insanı sarsan bir uyarıdır: “Yükselmek istiyorsan değişeceksin.”
İsrâ ve Mi’rac hadisesi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan Sidretü’l-Müntehâ’ya uzanan ilâhî yolculuğudur. Bu yolculuk bir rüya değil, bir masal değil, bir sembol hiç değildir. Kur’ân’ın açık beyanıyla sabit olan, imanla kabul edilen mucizevi bir hakikattir. İsra Suresi’nin ilk ayeti bu gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyar. Bu ayeti eğip bükmeye, hafifletmeye, sıradanlaştırmaya çalışan her yaklaşım aslında Mi’rac’ın ruhunu da zedelemektedir.
Mi’rac’ın en can alıcı yönü şudur: Peygamber Efendimiz (sav), bu yolculukta ümmetini ilgilendiren mesajlarla dönmüştür. Mi’rac, sadece Peygamber’e ait bir tecrübe olarak bırakılmamış, ümmete bir yol haritası olarak sunulmuştur. Bunun en açık göstergesi, Mi’rac’ta farz kılınan beş vakit namazdır. Namaz, gökten yere indirilen bir ibadet değil; kuldan Allah’a yükselen bir kulluk çağrısıdır.
Namazsız bir hayatın Mi’rac’la bağ kurması mümkün değildir. Çünkü Mi’rac yükseliştir; namaz ise bu yükselişin günlük hayattaki karşılığıdır. Bu sebeple “namaz mü’minin mi’racıdır” denmiştir. Ama bugün namaz, hayatın merkezinden çıkarılmış, vakit bulunamayan bir ayrıntıya dönüştürülmüştür. İşte düşüş tam da burada başlamaktadır.
Mi’rac gecesinde Peygamberimize verilen ikinci büyük müjde, Allah’a şirk koşmayanların bağışlanacağıdır. Bu müjde, insanı gevşeten değil, sorumluluğa çağıran bir müjdedir. Çünkü şirk sadece putlara secde etmek değildir. Nefsi ilahlaştırmak, menfaati kutsallaştırmak, gücü hakikatin önüne koymak da modern çağın şirkleridir. Bugün nice insan, “Allah var” derken hayatını Allah’sız bir düzende sürdürmektedir.
Üçüncü hediye ise Bakara Suresi’nin son iki ayetidir. Bu ayetler, mü’minin yükünün ağır ama taşıyabileceği bir yük olduğunu haber verir. Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Ancak insan, kendi hevesleriyle omzuna yük bindirir; sonra da bu yükün altında ezilir.
Mi’rac’ta Peygamber Efendimiz’e gösterilen ibretlik manzaralar ise bugün hâlâ diri ve canlıdır. Namazı terk edenlerin başlarının ezilmesi, gıybet edenlerin kendi etlerini yemesi, zekât vermeyenlerin aç ve çıplak bırakılması, emanete ihanet edenlerin ağır yükler altında kalması… Bunlar sadece ahirete dair sahneler değildir. Bunlar, dünyada yaşanan çöküşlerin ilâhî tercümesidir.
Serdar Cemal Hoca der ki:
Mi’rac’ta gösterilen azap manzaraları geleceğin filmi değil, bugünün fotoğrafıdır.
Bugün toplum olarak nereye baktığımızda bu manzaraları görmüyoruz? Adaletin zedelendiği, merhametin zayıfladığı, kul hakkının sıradanlaştığı bir dünyada yaşıyoruz. Güçlü haklı, zayıf suçlu kabul ediliyor. İnsanlar birbirini ezerek yükseldiğini sanıyor. Oysa bu yükseliş değil, hızlandırılmış bir düşüştür.
Mi’rac bize şunu öğretir: Yükselmek isteyen önce arınır. Dilini arındırır, kalbini arındırır, kazancını arındırır. Başkasının acısına kör kalan, kendi yükselişini inşa edemez. Yetimin ahını görmezden gelen, Sidretü’l-Müntehâ’dan bahsetse bile yerinde sayar.
Bu noktada bireysel sorumluluk kadar toplumsal sorumluluk da devreye girer. Peygamber Efendimiz’in “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz” hadisi, Mi’rac’ın yeryüzündeki karşılığıdır. Anne-baba evladından, evlat anne-babasından, yönetici halkından, zengin fakirden sorumludur. Bu sorumluluk bilinci yoksa Mi’rac sadece konuşulur, yaşanmaz.
Mi’rac Kandili, geçmişi süslemek için değil, geleceği düzeltmek için bir fırsattır. Tövbe etmek, istikamet belirlemek, hayatı yeniden gözden geçirmek içindir. Mi’rac gecesi semaya açılan eller, ertesi gün adaletle, ahlâkla, merhametle yeryüzüne inmelidir.
Bugün kendimize şu soruyu sormadan Mi’rac’ı anlamış sayılmayız:
Biz Mi’rac’ın neresindeyiz?
Secdeyle yükselenlerden miyiz, kibirle düşenlerden mi?
İmanla ağırlaşanlardan mıyız, günahla hafifleyip savrulanlardan mı?
Mi’rac, insanın kendine sorduğu bu soruyla başlar.
Cevap samimiyse, yükseliş başlar.
Değilse, düşüş çoktan başlamıştır.
Rabbim bizleri Mi’rac’ı sadece anlatanlardan değil, Mi’rac’ı yaşayanlardan eylesin.
Namazla yükselen, ahlâkla yücelen, merhametle insan kalan kullarından eylesin.
Âmin.
Serdar Cemal Hoca
İslam’da Helalleşme: Hesap Gününe Hazırlık
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Akın Tezel
Tuşlu Cep Telefonları Kullanımdan Kalkıyor Mu?
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
Murat Mallı
Fethiye Deprem Tehlikesi Altında: Turizm Mi, Güvenlik Mi?
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...