İstemezükçüleri bilirsiniz, devlet ne zaman hayırlı bir yatırım yapmaya kalksa hemen olmaz, yapmayın, yanlıştır diye ayağa kalkarlar. Bir bahane bulup yapılacak yatırımı kartalmaya başlarlar. Genellikle yanlarında çevreciler bulunur. Bunların da çoğu dünyadan habersiz kendi hayal dünyalarında yaşadıkları için söylenilen her söze kanarlar, koroya onlar da dahil olurlar. Görünürde muhalefet partilerinin başını çektiği istemezükçülerin arkasında Türkiye'ye düşman yabancı devletler vardır. Çeşitli örgütler aracılığı ile bu istyemezükçü taifesini fonlarlar. İstemezükçüler de bir elleri yağda, bir elleri balda bağırışıp dururlar.
Geçtiğim haftalarda TBMM'den iki önemli yasa geçti. Bunlardan birincisi AB ülkelerinin de benzerini uyguladığı İklim Değişikliği Yasası, diğeri ise Maden Yasasında yapılan ve zeytinlik alanları da ilgilendiren değişiklikler. Biz her iki yasayı da ulusal çıkarlarımıza uygun görüyor ve destekliyoruz. Tabii bizim istemezükçüler önce her iki yasaya karşı da yoğun bir kampanya başlattılar. Sonra birileri kulaklarına fısıldamış olacak ki "Aman ne yapıyorsunuz, bu iklim yasası AB ülkeleri tarafından da uygulanıyor", adamlar yaptıklarınızı öğrenirse sizi aforoz ederler, sahipsiz kalırsınız", hemen geri dönüp sustular. Ama zeytin yasasına karşı çıkmaya devam ettiler.
Biz her iki yasayı da kısaca inceledik. İklim yasası özetle şöyle diyor, işletmeler çalışma esnasında atmosfere saldıkları CO2 gazı miktarına orantılı olarak ek bir vergi öderler. Böylece karbon gazı salınımını bir ölçüde engellemeye çalışıyorlar. Yasayı savunan, özellikle AB yanlısı bilim adamlarının iddiasına göre atmosfere salınan CO2 gazı dünya üzerinde bir örtü görevi görerek dünyamıza ulaşan güneş ışıklarının geri yansımasını önlüyor, böylece dünyamız giderek ısınıyor. Bu böyle devam ederse kısa bir süre içinde dünyada yaşam son bulacak, vs.
Biz bu görüşe katılmıyoruz; gerçi karbon salınımının atmosferin ısınmasına katkısı olduğu bir gerçek, aynı zamanda dünyamız da son 350 yıldır giderek ısınıyor. Ama bunun tek nedeninin karbon gazı olmadığını biliyoruz. Şöyle ki dünyaya gelen güneş enerjisi miktarı yıllara göre büyük değişimler gösteriyor. Bir yıl çok, bir yıl az olabiliyor. Hatta yıllar, ve asırlar boyu süren inişli çıkışlı devreler var. Örneğin MS 9 ve 10 yüzyıllarda dünyamıza aşırı ısınmış. Her halde bunu da sanayi artışındakıikarbon gazı salınımına bağlayamayız. Daha sonra 14. yüzyıldan başlayarak 17. yüzyıl ortalarına kadar soğumuş. Hatta bu devirde yaşamış Evliya Çelebi Haliç üzerinde uçan martıların soğuktan donarak bir bir Haliç'e düştüklerini hikaye eder. Sonra ısınma yeniden başlayıp günümüze kadar devam etmiş. Ancak arada 1925-30, 1950-55 gibi soğuk devreler de olmuş. Bu hareketlerin hiçbiri karbon hikayesi ile uyumlu değil.
Neyse, biz işimize bakalım. AB'nin dayatması ile bile olsa biz bu iklim işine bulaştık. Bize de şu faydası var; AB yeşil enerji denilen, başta güneş ve rüzgar enerjisi alanlarında yatırım yapacak ülkelere büyük fonlar ayırmış. Bizde de her ikisinden bol miktarda mevcut. Bu fonlardan yararlanarak güneş ve rüzgar enerjisi alanlarında büyük yatırımlar yapabilir ve enerji için yaptığımız giderleri düşürebiliriz. Biz işin burası ile ilgileniyoruz.
Gelelim Maden Yasasına; yasa altında maden bulunduğu var sayılan yerleşim yeri, orman ve tarımsal alan, tarihi ve turistik mekanların hangi şartlarda işletmeye alınabileceği konusunda mevcut kurallarda bir kısım değişiklikler yaparak bazı yeni kurallar getirmiş. Burada zeytinliklerinde maden çıkarımı için ne şekilde değerlendirilebileceği ayrıntılı bir şekilde gösterilmiş. Sökülen zeytin ağaçlarının nerelere taşınacağı, kesilenlerin ise yerine ne kadar yeni ağaç dikileceği ve benzeri konular anlatılıyor.
Bizimkiler hemen ayaklanıyor: "Zeytinlikler elden gidiyor, köylüler aç kalacak, on binlerce köylü göçe zorlanacak". Hayatında zeytini sofradan başka bir yerde görmemiş insanlar birden zeytin dostu kesiliyorlar. Sanki Türkiye'deki bütün madenler zeytinliklerin altında bulunuyormuş, bu madenler işletilirse hiç zeytinlik kalmayacakmış gibi bir hava yaratılıyor. Evet, belki az miktarda zeytin ağacı telef olacak, bunların bir kısmının yerine birkaç katı yenileri dikilecek, ama bu toplam zeytin ağacı sayısına vurulduğunda yüzdelerle değil, belki de bindelerle ifade edilebilecek bir oran.
Yaygaranın esas nedeni şu, eski yasaya gör zeytinliklerin madenciliğe açılması çok zordu. İsteyen birisi on beş, yirmi tane zeytin ağacını bahane ederek konuyu mahkemeye taşır ve bu arazide tonlarla maden çıkarımını engelleyebilirdi. İşte şimdi bunun önüne geçildi. Konu tartışma gerektirmeyecek bir şekilde hükme bağlandı. Şimdi son durakları Anayasa Mahkemesiymiş. Anayasanın içine girmeyen bir zeytin kalmıştı, onu da bulaştıracaklar bu işe bizim istemezükçüler.
Serdar Cemal Hoca
İNFAK VAKTİ
Akın Tezel
Milletvekillerinin Görevi Nedir
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
Murat Mallı
Fethiye Deprem Tehlikesi Altında: Turizm Mi, Güvenlik Mi?
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...