Önce kısaca şu yeni virüsten söz edelim. Geriye dönüp 2020 yılına baktığımızda medyada en çok göze çarpan Çin'deki bir pazar yerindeki korkunç görünümlü yiyeceklerdi. Kamera karanlık köşelerden geçerek bu yiyeceklerin tezgahına odaklanırdı. Önce ne olduklarını anlamamıştım. Dikkatli bakınca bunların kızartılmış domuz kellesi olduğunun farkına vardım.
O sıralarda Covid19 ismi verilen bir çeşit ölümcül virüs ortaya çıkmış, dünyaya yayılmaktaydı. Virüsün ilk rastlandığı kişi de Çindeki bir pazaryeri çalışanıymış. Anlaşılan dünya medyası Çindeki pazaryerini görüntülemek için domuz kellesinden başka bir şey bulamamış. Amaç korkutucu olmak, insanlar bu manzarayı görünce bunu virüsle özdeşleştiriyorlar, gece rüyalarına giriyor. Evet Çinliler çeşitli tiksindirici gıdaları yer, ama yanı sıra örneğin balık da yer. Neden lezzetli balıkların yer aldığı bir balık tezgahını görüntülemediniz pazar yeri tasviri için? Ya da bir pazar yerinde alış veriş yapan güzel Çinli kızlar neden aklınıza gelmedi?
Virüs bitti gitti, adı kaldı hatıra. Şimdi Hanta virüs adında yeni bir illet çıkmış. O da Covid kadar öldürücü olmasa bile oldukça tehlikeliymiş. Öğrendiğimize göre bu virüs yıllardan beri mevcutmuş. Taşıyıcısı fare gibi kemirgen hayvanlarmış. Farelerden insanlara geçmesi ise ancak bu hayvanlarla yakın ve sürekli temas yoluyla olurmuş. İnsandan insana bulaşması ise yine uzun süreli yakın temas ile gerçekleşirmiş. Sözün kısası salgın yapma gücü yok bu virüsün. her sene az sayıda vaka görülürmüş dünya üzerinde.
Şimdi birileri bu virüsü gündeme getirdiler. Hem de tam Amerikan filimlerine benzer bir senaryo ile. Okyanusta seyreden bir gemide bu hastalık görülüyor. Hemen gemi karantinaya alınıyor, hastalar sedyeler ve solunum cihazları altında gemiden çıkarılıyor. Topu topu üç beş hasta. Gemide bulaşıcı hastalık senaryosu çok tutan bir hikayedir. Herkesi heyecanlandırır. Demek ki birileri ya aşı satacak ya da ABD Cumhurbaşkanı Trump İran yenilgisinin acısını unutturmak için gündeme bir salgın hikayesi yerleştirdi. Bakalım, göreceğiz.
Şimdi gelelim esas konumuza. Ben üniversitede okurken Türkiye'nin ilk bilgisayarlarından biriyle tanıştım. Yıl 1966, yaklaşık 8x8 bir oda. Duvarları tümüyle elektronik cihazlarla kaplı. Ortada kocaman bir daktilo makinası. Tuşlara basıyorsunuz: 2 kere 2 kaç kaç eder. Hemen yandaki haznede takılı kartın üzerinde bir kısım delikler açılıyor. Bu kartı alıp başka bir yuvaya takıyorsunuz. Duvardaki cihazlar hareketleniyor. Bir dakikaya yakın bir süre sonra hareket duruyor, kartı taktığınız yerden alıp okuyucuya yerleştiriyorsunuz. Cevap 4. Aferin, bildi.
Şimdi bilgisayarlar gelişti. Artık cebimize bile sığıyor. Yaptıkları iş kısaca şu. Son derece karışık matematiksel işlemleri kısa sürede sonuçlandırıyorlar. Sorunuzu matematik diline çevirdikten sonra işlemi yapıp karşınıza sunuyorlar. Bu işi yapabilmeleri için onlara bazı şeyleri önceden öğretmeniz gerekiyor. Bunun adına da programlama deniyor. Nasıl ki bir insan duymadığı, görmediği konular hakkında bilgi sahibi olamazsa bu cihazlar da sizin öğretmediğinizin dışında bir eylem yapamazlar.
Bir de yapay zeka çıktı. gelişmiş bir bilgisayardan başka birşey değil. Bunlara da 2x2 gibi basit sorular soracağınıza daha kapsamlı sorular soruyorsunuz, o da cevaplıyor. Çalışma sistemleri aynı , önceden bilgileri yüklüyor ve bunlar arasında nasıl bağlantı kurması gerektiğini öğretiyorsunuz. O da öğretilene uygun bir şekilde verileri işleyerek sonuçları bildiriyor. Örneğin ben yapay zekaya rahmetli kaynanamın adını sorsam cevap veremez, çünkü kimse ona bunu söylemedi. O zaman benim pamuk elli, nur yüzlü kaynanamın adını bilmeyen kablo yığınını ben ne yapayım.
Aslında tehlike büyük, izleyebildiğim kadarıyla çok sayıda genç bunları ailenin bir ferdiymiş gibi değerlendiriyor. Bir karar alırken kendi aklına veya yakınlarına danışacağına bunlardan yardım alıyor. Bu cihazlar da sorunun cevabını kendilerine öğretildiği biçimde veriyorlar. Düşünelim bir kere bunları programlayan bir kimse insanları yönlendirmek istese ne yapar; hepsini kendine hizmet edecek şekilde kurgular. Bunlara soru soranlar da o kişinin istediği yönde hareket ederler. Alın size bir haşhaşın ordusu, ama çağdaş görünümlü.
Bir başka tehlike de şudur. Gençler her türlü sorunlarını bu aletlerle paylaşıyor. Bunları programlayan şebekede hiç masraf etmeden toplumumuz hakkında bilgi sahibi oluyor. Bu bilgileri başta ABD olmak üzere emperyalist devletlere satıyor. Bu devletler de siyasetlerini ona göre oluşturuyorlar.
Biz deriz ki yapay zeka olacaksa programlayıcısı da devletimiz olmalı. Devletimizden bir gizlimiz, saklımız olamayacağına göre, onun yolundan çıkmamız da söz konusu olmadığı için işi sağlama bağlamış oluruz. Gençler de eğlenceye devam ederler.
Akın Tezel
Yeni Tehlike
Ayfer Kurt
Kayaköy’de Sessizliğin Sesi
Serdar Cemal Hoca
İNFAK VAKTİ
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR