İnsan, hayatı boyunca kendisine bir yön arar. Kimi zaman dünyaya, kimi zaman makama, servete, şöhrete ve insanların takdirine yönelir. Fakat bütün bu yönelişlerin ötesinde insanın yaratılış gayesini hatırladığı, Rabbine döndüğü ve kalbinin huzur bulduğu bir makam vardır: Secde.
Secde, yalnızca bedenin yere kapanmasından ibaret değildir. Secde, kulun Rabbine karşı kulluğunu en açık şekilde ortaya koyduğu andır. Alnın yere değmesiyle insanın büyüklük iddiası sona erer; benlik, gurur ve kibir geri çekilir. Kul, bütün acziyetini kabul ederek Allah’ın huzurunda eğilir.
Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurur:
“Secde et ve yaklaş.”
(Alak, 96/19)
Bu kısa fakat derin ifade, insanın Allah’a yaklaşma yolunda secdenin taşıdığı anlamı ortaya koymaktadır. Buradaki yaklaşma, Allah’ın bir mekâna yaklaşması veya kulun fiziksel olarak O’na doğru mesafe kat etmesi anlamında değildir. Allah Teâlâ mekândan ve cisim olmaktan münezzehtir. Buradaki yakınlık; kulluk, itaat, rahmete mazhar olma, Allah’ın rızasını arama ve manevi yakınlık anlamındadır.
Sevgili Peygamberimiz ﷺ de şöyle buyurmuştur:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir. Öyleyse secdede duayı çokça yapın.”
(Müslim, Salât, 215)
Bu hadis-i şerif, secdenin dua ve kulluk bakımından özel bir makam olduğunu göstermektedir. Kul secdede Rabbine yönelir, O’na olan ihtiyacını itiraf eder ve bütün güçlerin üzerinde Allah’ın kudretinin bulunduğunu hatırlar.
Secde Kibri Kırar
İnsanın en büyük imtihanlarından biri kibirdir. Makam, servet, bilgi, güç veya şöhret insanı kendisini başkalarından üstün görmeye sürükleyebilir. Secde ise bütün bu üstünlük iddialarını ortadan kaldırır.
Makam sahibi ile makamı olmayan aynı safta durur. Zengin ile fakir aynı kıbleye yönelir. Güçlü ile güçsüz aynı Rabbin huzurunda alnını yere koyar. İnsan dünyada ne kadar yükselirse yükselsin, Allah’ın huzurunda kuldur.
İşte secdenin büyük terbiyesi burada ortaya çıkar.
Secde, “Ben Rabbimin kuluyum” demenin bedenle ifade edilmesidir.
Allah’ın huzurunda başını eğen insan, kulluğun gerçek izzet olduğunu öğrenir. Çünkü Allah’tan başkasına kulluk etmeyen insan, dünya menfaatlerinin ve insanların takdirinin esiri olmaktan kurtulur.
Secde Şeytana Karşı Bir Meydan Okumadır
Secdenin anlamını daha iyi kavramak için Hz. Âdem kıssasında İblis’in tavrını hatırlamak gerekir.
İblis, Allah’ın emrine karşı gelmiş ve kibri sebebiyle secde etmemiştir. Kur’an’da onun üstünlük iddiası ve isyanı açıkça anlatılır. Onun yolu kibir ve itaatsizliktir.
Müminin yolu ise teslimiyet ve kulluktur.
Bu bakımdan her secde, müminin kibir ve gaflete karşı verdiği fiilî bir mücadeledir. İnsan her namazda secdeye vardığında, nefsine ve şeytanın vesveselerine karşı kulluğu seçtiğini ortaya koyar.
Şeytan insanı namazdan uzaklaştırmak için çeşitli vesveseler verebilir:
“Daha sonra kılarsın.”
“Bugün çok yorgunsun.”
“Biraz sonra kılarsın.”
“Şimdi işini bitir, sonra ibadet edersin.”
Bu düşünceler zamanla insanı ibadetten uzaklaştırabilir. Oysa mümin, ezanla birlikte Rabbine yönelmeyi ve dünya meşguliyetleri arasında kulluk görevini unutmamayı öğrenir.
Her Secde Aynı Mıdır?
Beden bakımından secde aynıdır. Fakat kalbin hâli bakımından secdeler birbirinden farklı olabilir.
Bir insan namaz kılar, fakat namazdan sonra insanlara karşı kibirlenmeye devam eder. Bir başka insan ise secdede Rabbine yönelir, kalbi yumuşar, öfkesini kontrol etmeye, haramdan uzak durmaya ve insanlara karşı daha merhametli davranmaya gayret eder.
İkisinin de alnı yere değmiştir. Ancak secdenin kalpte bıraktığı iz farklıdır.
Bu nedenle insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Benim secdem beni nasıl değiştiriyor?”
Secdelerimiz arttığı hâlde kibirleniyor, insanları küçümsüyor, kul hakkına dikkat etmiyor ve dilimizle insanları incitmeye devam ediyorsak, namazdan uzaklaşmak değil; namazın ruhunu daha iyi anlamaya çalışmak gerekir.
Çünkü çözüm secdeyi terk etmek değil, secdenin terbiyesini hayatımıza taşımaktır.
Secdede Dua Etmenin Hikmeti
Peygamber Efendimiz ﷺ kulun Rabbine en yakın olduğu hâlin secde olduğunu bildirmiş ve bu hâlde duayı artırmamızı tavsiye etmiştir.
Secde, insanın dünya meşguliyetlerinden sıyrılarak Rabbine yöneldiği özel anlardandır. İnsan secdede makamını, parasını, şöhretini ve insanlar arasındaki konumunu geride bırakır. Geriye kul ve Rabbi kalır.
Kul, “Benim gücüm sınırlı, bilgim sınırlı, imkânlarım sınırlı; Rabbimin kudreti ise sonsuzdur.” diyerek Allah’a yönelir.
Bu nedenle secdede dua etmek, sadece bir isteği dile getirmek değildir. Aynı zamanda Allah’a olan ihtiyacımızı kabul etmektir.
İnsan bazen söyleyecek söz bulamaz. Bazen gözyaşları konuşur. Bazen yalnızca “Allah’ım” diyebilir. Fakat Allah kulunun hâlini bilir. İnsanların bilmediğini Allah bilir; insanların görmediğini Allah görür; insanların işitmediğini Allah işitir.
Bu yönüyle secde, kulun Rabbine en samimi şekilde yöneldiği anlardan biri olabilir.
Namazın Şekli ve Ruhu
Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri ve diğer hükümleri vardır. Bunların her biri önemlidir. Ancak namazın şekli kadar ruhunu anlamak da önem taşır.
Kıyamda Allah’ın huzurunda dururuz.
Rükûda eğiliriz.
Secdede alnımızı yere koyarız.
Bu hareketlerin her biri insana kulluk eğitimi verir. Kıyam Allah’ın huzurunda durmayı, rükû tevazuyu, secde ise teslimiyetin zirvesini hatırlatır.
Dünya insana sürekli “Ben” demeyi öğretirken secde insana “Rabbim” demeyi öğretir.
Dünya kibri büyütürken secde tevazuyu öğretir.
Dünya insanı geçici güçlere bağlarken secde, bütün güçlerin üzerinde Allah’ın mutlak hâkimiyetini hatırlatır.
Secde Hayata Yansımalıdır
Gerçek secdenin izleri yalnızca seccadenin üzerinde kalmamalıdır.
Secde eden insanın dili de secde terbiyesi kazanmalıdır. Eli de, ahlâkı da, insanlarla ilişkileri de bu terbiyeden nasibini almalıdır.
Namazdan sonra daha merhametli, daha sabırlı, daha dürüst, daha mütevazı ve daha adaletli olmaya çalışmalıyız.
Çünkü kulluk yalnızca bedenin yaptığı hareketlerden ibaret değildir. Kulluk, insanın hayatının tamamına yayılan bir teslimiyettir.
Secdeden kalktığımızda dünyaya aynı insan olarak dönmemeliyiz.
Kibirden biraz daha uzaklaşmalı, öfkemize biraz daha hâkim olmalı, kul hakkından daha fazla sakınmalı ve insanlara karşı daha merhametli davranmalıyız.
İşte secdenin hayata yansıyan gerçek tesiri budur.
Secdeyi Ertelememek
İnsan bazen Rabbine dönmek için büyük bir olay bekler. Bir sıkıntı, hastalık, borç veya hayatındaki büyük bir değişiklik onu ibadete yöneltsin ister.
Oysa secde için böyle bir bekleyişe gerek yoktur.
İnsan sevinçliyken de secde eder, üzgünken de. Zenginken de fakirken de. İşleri yolundayken de sıkıntı içindeyken de.
Çünkü secde yalnızca sıkıntı zamanlarının sığınağı değildir. Secde, her hâlde Allah’a kulluğun ifadesidir.
Şükür için secde edilir.
Dua için secde edilir.
Tövbe için secde edilir.
Acziyetimizi ifade etmek için secde edilir.
Rabbimize olan bağlılığımızı göstermek için secde edilir.
Son Söz: Alnını Yere Koyan Başını Dünyaya Eğmez
Secdeyi yalnızca bir namaz hareketi olarak görmeyelim. Secdenin bize öğrettiği teslimiyeti anlayalım.
Alnımızı yere koyduğumuzda Rabbimizin huzurunda olduğumuzu hatırlayalım.
Makamların geçici olduğunu, servetin geçici olduğunu, insanların övgüsünün ve yergisinin geçici olduğunu bilelim.
Asıl olan Allah’ın rızasıdır.
Asıl olan kulluktur.
Asıl olan insanın Rabbine dönebilmesidir.
Kur’an’ın:
“Secde et ve yaklaş.”
emri, mümin için güçlü bir kulluk çağrısıdır.
Peygamber Efendimiz’in ﷺ:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir.”
buyruğu ise secdenin manevi değerini hatırlatmaktadır.
O hâlde secdelerimizi küçümsemeyelim. Namazı ertelemeyelim. Secdede duayı ihmal etmeyelim. Fakat secdeden kalktığımızda da secdenin ahlâkını hayatımıza taşıyalım.
Kibirden uzaklaşalım. İnsanları küçümsemeyelim. Kul hakkından sakınalım. Dilimize sahip çıkalım. Kalbimizi kin ve hasetten temizlemeye çalışalım.
Rabbimizin huzurunda eğildiğimiz gibi, O’nun kullarına karşı da merhametli ve mütevazı olalım.
Çünkü gerçek secde, insanı Allah’a kulluğa; kulluk ise güzel ahlâka yöneltmelidir.
Şeytanın yolu kibirdir.
Müminin yolu teslimiyettir.
Şeytan “Ben” dedi.
Mümin “Rabbim” der.
Şeytan emre karşı geldi.
Mümin emre teslim olur.
Şeytan secdeden kaçtı.
Mümin secdeye yönelir.
İşte bu sebeple her secde, mümin için yalnızca namazın bir rüknünü yerine getirmek değil; aynı zamanda nefse, kibir ve gaflete karşı verilen bir mücadeledir.
Alnımızı yere koyduğumuzda Rabbimizin huzurundaki gerçek yerimizi hatırlarız:
Biz kuluz. O Rabbimizdir.
Ve kulun en büyük şerefi, Rabbine kul olabilmesidir.
Allah bizleri secdeyi seven, secdede samimiyetle dua eden, secdeden kalktığında hayatını güzelleştiren kullarından eylesin.
Allah’ım! Bizleri namazı hakkıyla kılan, secdenin anlamını kavrayan, kibirden uzak duran ve kalbi Sana bağlı olan kullarından eyle.
Secdelerimizi kabul, dualarımızı makbul, tövbelerimizi nasuh, kalplerimizi temiz eyle.
Âmin.
Serdar Cemal Hoca
Serdar Cemal Hoca
Secde: Şeytana Karşı Meydan Okumanın ve Allah’a Yaklaşmanın En Büyük İşareti
Akın Tezel
Ağaç Kesen Kızılderililer
Serap'la Tatlı Sert
Bir Sonraki Yangını Bugün Önleyebiliriz
Ayfer Kurt
Paspatur’da Geceye Karışmak
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR