Bismillahirrahmanirrahim.
Hamdı, övgüyü ve yüceltmeyi yalnızca hakkıyla hak eden, yedi kat göklerin, yerin ve ikisindekilerin tek Sahibi, her şeye gücü yeten yüce Rabbimiz’e sunuyorum. O’na inanıyor, O’na sığınıyor, sayısız nimetlerine sonsuz şükrediyoruz. Salât ve selâm, O’nun en sevgili elçisi Hazreti Muhammed Mustafa’nın, onun âl ve ashabının, bütün peygamberlerin ve Hakk’a gönül verenlerin üzerine olsun. Âmin.
Nisa Sûresi bize imanın, itaat ve teslimiyetin ne demek olduğunu en güzel şekilde anlatır. Rabbimiz şöyle seslenir:
"Biz her peygamberi -Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı."
Ne büyük hakikat: Hata ederiz, kendimize zulmederiz, uzaklaşırız… Ama dönüş yolu her zaman açıktır. Dönmek, af dilemek, kapısını çalmak… Allah’ın rahmeti o kadar geniştir ki, biz geri adım atmaya görelim, O bizden daha hızlı kucak açar.
Sonra gelir en temel iman şartı:
"Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar."
Gerçek iman, sadece gönülden inanmak değildir; gönlümüzü, irademizi, tercihlerimizi de Allah’ın emrine teslim etmektir. Hüküm O’nun, yol O’nun, takdir O’nun… Bunu gönül rahatlığıyla kabul edebilmek, gerçek huzurun ilk adımıdır.
Bazen emir ağır gelir. Nisa’da şöyle hatırlatılır:
"Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı."
İnsanoğlu zayıftır. Kolay olanı, bilindik olanı sever. Ama şu unutulmamalıdır:
"Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de imanlarını daha pekiştirici olurdu."
İtaat zordur ama meyvesi tatlıdır. Rızası uğruna atılan her adım, kalbi nurlandırır, imanı pekiştirir. Ödülü ise dünyası ve ahireti kucaklar:
"O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik. Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik."
Ve en güzeli, en özleneni:
"Kim Allah’a ve Rasûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!"
İşte bu bizim en büyük özlemimizdir. Yanlarında olmak, sohbetlerinde bulunmak, aynı sofrayı paylaşmak… Dünyada en mutlu insan, ahirette en huzurlu toplulukla birlikte olandır. Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.
O halde yalvarışımızı Fatiha’nın en özlemini duyduğumuz çağrısıyla birleştirelim:
"Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil."
Sırat-ı Müstakim ile canlar selamet bulur. Sırat-ı müstakim ile hedefine kavuşur. Olsun Hakk’a kulluğun, hayra çıkar her yolun. Gerçek olur umudun hep o yolda.
Nice peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kullar O yolda yürüdüler nimete kavuştular. Rasul’e gönül verenler, onu örnek alanlar da oraya kavuşacaklar. Yeter ki biz yalvaralım: Hidayet etsin bizi, erdirsin rızasına.
Ve son sözü gönlümüzün en derininden yükseltelim:
Ey Rabbimiz! Sana inandık, Sana güvendik ve Sana sığındık. Sana ve Rasulüne itaat ettik. Bizi ve neslimizi nurlu yolundan ayırma. Kitabında zikrettiğin o güzel arkadaşlarla haşreyle.
Nefsimize zulmetik, Sen bizi bağışla. Üzerimize rahmet kapılarını aç. İşlerimizi kolaylaştır. Bizi her türlü felaketten, hastalıktan, sıkıntıdan koru. Kalplerimizi dinin üzerinde sabit kıl. İmanımızı kuvvetli, amellerimizi salih eyle. Tüm hatalarımızla Sana dönüyoruz; tevbelerimizi kabul eyle.
Bizi vad ettiğin cennetlere kavuştur. Nur cemalini gören, Rasulüne komşu olan salih, muttakî kullarından eyle.
Âmin. Yâ Muîn.