Küçük Prens hastalanınca, sarayda sular iyice ısınmıştı…
Kral öfkeliydi, vezir telaşlıydı, halk ise kime inanacağını bilemez olmuştu.
Ama bir kişi vardı ki, olan biteni sadece izlemekle kalmamış, içine biraz da “fitne tozu” serpmişti.
Sarayın gülücükler saçan ama dili zehirli soytarısı…
Kralın emriyle görevlendirilmişti sözde ama... Soytarı bu görevi kendi kıskançlığıyla harmanlamıştı. “Bu hayal Prens’in değilmiş...”
“Bir başkasından çalıntıymış...”
“Zaten prens hasta, bu hayalin altından kalkamazmış...”
Dedikodular önce sarayın mutfağında kaynamaya başladı. Sonra meclis salonunun perdelerinden süzüldü dışarı.
Bazı eski dostlar sessizce gülümsedi, bazıları ise “Biz zaten biliyorduk” diye baş salladı. Kiminin sırtı kalındı, kiminin yüreği dardı... Ama herkes bir şekilde sustu.
Soytarı bu sessizliği fırsat bildi.
Çarşıda gezdi, manavla konuştu, fısıltıyı hanlara taşıdı. “Bu şehir yakamozla değil, yalanla kurulacak” dedi, arkasına gizli güçlerin gölgesini alarak.
Ama bilmediği bir şey vardı:
Sarayın en eski aynası bile bir gün dile gelir.
Ve o ayna, kimlerin nerede ne rol oynadığını, hangi listelerin nasıl hazırlandığını, hangi sofrada kimlerin kadeh tokuşturduğunu bir bir fısıldar zamanı geldiğinde...
Küçük Prens’in düşü henüz ölmemişti. Sadece sessizliğe gömülmüştü.
Ama sessizliğin içinden yükselecek yeni bir ses vardı... Ve o ses, bekliyordu.
Arkası yarın…
Not: Bu hikâye tamamen kurgusal ve hayal ürünüdür. Gerçek kişi, kurum veya olaylarla doğrudan ya da dolaylı bir ilgisi yoktur. Benzerlikler tamamen tesadüfidir.
Akın Tezel
Ne İş Yapar Bu Adamlar
Ayfer Kurt
Kayaköy’de Sessizliğin Sesi
Serdar Cemal Hoca
İNFAK VAKTİ
Serap'la Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
YUSUF POLAT
Osimhen işi çok uzadı
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hatice ATAMAN
YEMEKLERDEN SONRA UYUYORSAN DİKKAT! İNSÜLİN DİRENCİN OLABİLİR.
DR.İSMAİL TEKPINAR
HER FERT POTANSİYEL ENGELLİ ADAYIDIR