Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak diyarlarda kocaman bir sahne varmış. Bu sahnede önce bir eski prens varmış. Halkın gözünü boyamak için türlü numaralar yapmış. Sosyetik şenlikler, parlak konserler, ışıltılı sofralar kurmuş. Ama gün gelmiş, halk sıkılmış, eski prens usulca sahneden çekilmiş.
“Masal bitti!” diye sevinmiş halk… Ama işin aslı öyle değilmiş. Çünkü perde hiç kapanmamış.
Tam herkes rahatladı derken…
Kapılar ardına kadar açılmış ve sahneye yeni prens girmiş!
Başında pırıl pırıl bir taç, omzunda kırmızı bir pelerin, elinde bir şampiyonluk kemeri ve mikrofon… Halkı büyülemek için gülücükler saçıyormuş.
Ama bilmezler mi ki? Arka tarafta gizli oyun kurucular yine kumandanın tuşlarına basıyormuş.
Ve köşede bukalemun sinsice renkten renge girip gülüyormuş.
Yeni prens çıkıp bağırmış:
“Ben geldim, artık her şey daha büyük, daha görkemli olacak!”
Ama yürekli olanlar meydanda toplanıp haykırmış:
“Eski prens gitti, yeni prens geldi…
Ama oyun aynı oyun!”
Ve masal bu ya…
Paranın ve sahte ışıltının saltanatı bir gün mutlaka biter,
Ama yüreğin izi sonsuza kadar kalır!