Bir gün krallık meydanında herkesin korktuğu bir cin vardı.
Herkes ondan uzak durur, kötülüğünü konuşur, lanetler yağdırırdı.
Ama bir sabah oldu…
Cin, bembeyaz elbiseler giydi, sırtına sahte kanatlar taktı, başına da parlak bir hale yerleştirdi.
Ve halka seslendi:
“Artık ben bir iyilik meleğiyim!”
Krallığın saf yürekli insanları hemen kandı.
“Bakın, artık o da bizim gibi olmuş” diye alkış tuttular.
Cin ne kadar rol yaparsa, onlar o kadar inandı.
Tam o sırada başka bir cin sahneye çıktı.
Kahkahalar atarak, safça inananları birer birer çarptı.
Halk o an anladı ki;
Melek kıyafeti giymek, cini değiştirmiyormuş.
Kötülük, süslenince iyiliğe dönüşmüyormuş.
Aslında mesele çok basitti:
Cin cindir.
Maskesi ne olursa olsun, sonunda kendi hakikatini ortaya çıkarır.
Ona inananlar ise, ya aynı cinin oyuncağı olur ya da başka bir cinin tokadını yer.
Ve işte o gün, krallıkta bir ders daha yazıldı tarihe:
Gerçeği görmeyen, masala inanan, sonunda masalın kurbanı olur.
Not: “Bu yazı tamamen kurgusal ve masalsı bir hicivdir. Gerçek kişi, kurum ya da olaylarla benzerlikler tamamen tesadüftür.”