Türkiye’de demografik yapı hızlı bir değişim sürecine girdi. Son yıllarda nüfusun yaşlanması, doğurganlık oranlarının düşmesi ve genç nüfusun giderek azalması, uzmanlar tarafından önemli bir toplumsal risk olarak değerlendiriliyor.
Verilere göre, kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in altına geriledi. Bu durum, uzun vadede çalışma çağındaki nüfusun azalmasına, yaşlı nüfus oranının ise artmasına yol açıyor. Özellikle kırsal bölgelerde genç nüfusun büyük kentlere göç etmesi, demografik dengenin daha da bozulmasına neden oluyor.
Uzmanlar, doğurganlıktaki düşüşün başlıca nedenleri arasında ekonomik koşullar, yaşam maliyetlerinin artması, evlilik yaşının yükselmesi, kadınların iş hayatındaki rolünün güçlenmesi ve kentleşme gibi faktörleri gösteriyor. Nüfusun yaşlanması ise sosyal güvenlik sistemi, sağlık hizmetleri ve istihdam politikaları üzerinde uzun vadede ciddi baskılar oluşturabilir.
Yetkililer, aileyi ve genç nüfusu destekleyici sosyal politikaların önemine dikkat çekerken; doğum teşvikleri, çocuk bakım destekleri ve istihdamda aile dostu uygulamaların yaygınlaştırılmasının bu sürecin yönetilmesinde kritik rol oynayacağını vurguluyor.
Türkiye’nin demografik geleceği açısından atılacak adımların, hem ekonomik kalkınma hem de toplumsal denge açısından belirleyici olacağı ifade ediliyor.





































