GÜNCEL
Giriş Tarihi : 07-02-2020 19:07

Depremin merkezinde yüzey kırıkları incelendi

Depremin merkezinde yüzey kırıkları incelendi

Depremin merkezinde yüzey kırıkları incelendi

24 Ocak'ta meydana gelen merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğündeki 41 kişinin yaşamını yitirdiği, 45 kişinin enkaz altından kurtarıldığı depreme ilişkin farklı üniversitelerden bölgeye gelen akademisyenlerce inceleme yapıldı.

Fay hattında incelemede bulunan akademisyenlerden Fırat Üniversitesi (FÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun kuzeydoğuda Karlıova'dan başlayıp Bingöl, Palu, Hazar Gölü ve Çevrimtaş köyünden geçip, güneybatıya doğru Şiro Çayı vadisini takip ederek Sincik, Gölbaşı, Türkoğlu ve oradan Güneybatı Karataş'a doğru uzanan yaklaşık 700 kilometrelik uzunluğa sahip olduğunu söyledi.

Bu fay zonunun deprem üretme potansiyeline sahip birçok koldan oluştuğuna işaret eden Aksoy, son depremin 90 kilometrelik Pütürge segmenti üzerinde meydana geldiğini aktardı.

"Yüzey kırıkları sarsıntının şiddetini gösteriyor"

"Fayın bu bölümünde son depremde enerji büyük oranda boşaldı ancak fayın diğer parçaları üzerindeki stres ve gerilmeler arttı." diyen Aksoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla gerek güneybatıda Şiro Çayı vadisinden Gölbaşı'na doğru gerekse kuzeydoğuda Karlıova'ya doğru olan bölümlerdeki riskin daha da arttığını söyleyebiliriz. Depremin merkezine en yakın noktada Pütürge segmentinin tam orta noktasında yer alan Çevrimtaş köyünde meydana gelen yıkım ile çok net şekilde görülebilen yüzey kırıkları sarsıntının şiddetini gösteriyor. Ayrıca Keban Baraj Gölü kıyısında 10 kilometrelik hat boyunca meydana gelen heyelanlar, depremin şiddetini göstermesi açısından çok çarpıcı."

Marmara depreminde demiryolu raylarındaki eğilmelerin, fayın her iki tarafındaki bloklar arasında 5 metreye yakın yer değiştirmelerin görüldüğünü hatırlatan Aksoy, bu depremde ise bahçe duvarlarında veya bir yolda elastik geri sekmelerin (atım) ne ölçüde olduğunun net görülemediğini bildirdi.

Aksoy, "Ancak bazı uzak algılama yöntemleri ile çalışan araştırmacıların ifade ettikleri 50 santimetreye yakın bir yer değiştirmenin olduğu yönünde." dedi.

"En büyük zararı fay hattı üzerindeki yapılar görüyor"

Aksoy, bölgede fay hattı üzerinde yer alan Çevrimtaş köyündeki eski yerleşim alanının 1875'deki depremde harap olduğunu, daha sonra köyün daha yükseğe, daha sağlam bir zemin olan kayalıklar üzerine kurulduğunu kaydetti.

Zamanla depremin izlerinin unutulmasıyla insanların tekrar eski yerleşim alanına döndüğünü, son sarsıntıda köyün tekrar yerle bir olduğunu aktaran Aksoy, şöyle konuştu:

"Deprem sonrasında arama kurtarma faaliyetleri hızlandı, daha iyi organize oluyoruz ancak deprem öncesinde hazırlıklarımızın iyi olmadığını görüyoruz. Fay hattı üzerindeki yerleşim alanlarının, yapıların ayakta kalması mümkün değil. Yer seçiminde buna dikkat etmemiz lazım. Fay yasasının Meclise sunulacağı duyumları var. Eğer bu yasalaşırsa en azından zemin etüdü yapılarak, zemine uygun yapılar yapılır. Fay hattı üzerindeki alanlar yapılaşmaya kapanacağı için sonraki depremlerde zarar görme ihtimali de azalmış olacak. Deprem öncesi çalışmalarda buna ağırlık verilmesi gerekiyor. Bu şekilde deprem sırasında ortaya çıkacak hasarı önlemiş olacağız. Can kaybının ve ekonomik kayıpların önüne ancak bu şekilde geçebiliriz."

"Binalarımıza güvenirsek, bu gibi olumsuzlukları yaşamayacağız"

Aksoy, bugün kullanılan teknolojik imkanlarla depremin ne zaman meydana geleceğini bilmenin mümkün olmadığına ancak depremin nerede meydana gelebileceğinin tahmin edilebildiğini belirtti.

Deprem üreten aktif fayların hangi aralıklarla deprem ürettiğinin belli oranlarda bilindiğine işaret eden Aksoy, "Bunlara odaklanmak da çok doğru değil. Keşke bilebilsek ama yer seçimini ve diğer şartları yerine getirebilirsek, bu yaşadığımız olumsuzluklar olmayacak." diye konuştu.

İnsanları korkuya sürükleyen bir diğer durumun her depremden sonra yıkılmış binaları görmeleri olduğunu, bunun psikolojiyi bozduğunu vurgulayan Aksoy, "Bu da deprem sırasında normal olmayan davranışlar sergilemelerine yol açıyor. Örneğin, insanlar asansörle bir an önce inmeye çalışıyor ya da deprem anında kendilerini bulundukları yerlerden aşağı atıyorlar. Dolayısıyla binalarımıza güvenirsek, yer seçimini doğru yaparsak, zemine uygun yapılar yaparsak bu gibi olumsuzlukları yaşamayacağız, korkularımız daha da azalacak. Gelişmiş ülkelerde insanların dışarıya atladığını, araçlarına binip trafiği kilitlediğini görmüyoruz." ifadesini kullandı.

Yapılaşmada kayalık alanların tercih edilmesi

Aksoy, deprem dalgalarının kayalık zeminlerde daha hızlı ilerlediğini ancak üzerindeki yapıyı daha az salladığını, yumuşak zeminlerde ise deprem dalgalarının hızının azaldığını ve yapıyı daha fazla salladığını bildirdi.

"Elbette ki kayalık alanları tercih etmemiz lazım." diyen Prof. Dr. Aksoy, şu bilgileri verdi:

"Bunun en önemli sebeplerinden biri de Elazığ'ı düşünürsek tarım alanlarını imara açtık, beton yığınına dönüştürdük. Bunun için bu ova dediğimiz kesimler aslında fayların oluşturduğu havzalar, fay havzaları bunlar. Dolayısıyla buralarda yapılaşmadan kaçınmak daha doğru bir yöntem. Böylece maliyeti de düşürmüş olacağız. Yani mühendislikte emniyet ve maliyet bir arada yürütülmesi gereken işler. Çünkü kötü zeminde inşaat yapmak için önce zemini iyileştirmemiz lazım. Bu da ilave maliyet demek. Onun için kayalık zeminlerin tercih edilmesinde yarar var."

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA