TÜRKİYE
Giriş Tarihi : 07-11-2020 19:27   Güncelleme : 07-11-2020 19:27

"İZMİR'İ 30 YILDIR ARALIKSIZ YÖNETENLER HESAP VERMEKTEN KAÇSALAR DAHİ, BİR ÖZELEŞTİRİ YAPMALILAR"

Büyük Birlik partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, gündemi değerlendirdi: "Yaşanan felaketlerde zorlama bir suçlu arama gayretinde değiliz. Bunun için de 30 yıldan fazla süredir İzmir'i aralıksız yönetenlerin, hesap vermekten kaçsalar bile, bir özeleştiri yapmaları gerekmez mi?" dedi.

-"Kimi hedef alırsa alsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın, maksadı ne olursa olsun, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın, terör insanlık suçudur" 

Genel Başkan Mustafa Destici, "Yaşanan felaketlerde zorlama bir suçlu arama gayretinde değiliz. Bunun için de 30 yıldan fazla süredir İzmir'i aralıksız yönetenlerin, hesap vermekten kaçsalar bile, bir özeleştiri yapmaları gerekmez mi?" dedi. 

Parti genel merkezindeki Muhsin Yazıcıoğlu Toplantı Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan genel başkan Mustafa Destici; İzmir'deki deprem sonrası devletin tüm imkanlarıyla birlikte bölgede yaraları sarmaya başladığını belirterek, depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, tedavi görenlere acil şifalar diledi. 

Toplantıda Hafta sonu bölgeye yaptığı ziyarete değinen Genel Başkan Destici, "Tüm kayıplar ülkemizin kaybıdır, milletimizin kaybıdır. Biz büyük bir milletiz, güçlü bir devletiz. Böyle günlerde ve şartlarda, milletimiz, daima, tüm dünyaya örnek olacak bir dayanışma ve erdem göstermiştir. Bundan sonra da göstereceğine yürekten inanıyorum." diye konuştu. 

Türkiye'de meydana gelen afetlerde ve büyük toplumsal olaylarda, başka ülkelerde sıklıkla görülen "yağma" veya kargaşa ortamını fırsat bilip "münferit ve organize suç patlamaları" gibi olaylara rastlanmadığına dikkati çeken Genel Başkan, İzmir halkına karşı sosyal medyada provokatif paylaşımlarda bulunanlar hakkında hukuki sürecin başlatılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"SUÇLU ARAMA GAYRETİNDE DEĞİLİZ"

Yapı güvenliği ve sağlıklı şehirleşme gibi önemli konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkan Destici, sözlerini şöyle sürdürdü: "Belediyelerin yapılaşmayı uydudan takip ettiği, malzeme muayenesinin ultrasonla yapılabildiği bir çağda, kaçak yapılaşmanın halen mümkün olması, riskli binaların tespit edilememesi veya riskli olduğu tespit edilen binalarda insanlarımızın yaşamaya devam etmesi kabul edilemez. Özellikle İzmir depreminde yıkılan ve en çok can kayıplarını verdiğimiz iki apartmanın çürük raporu olmasına rağmen bunların ilgili belediyelerce Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bildirilmemesinin belki de bir olumsuz ve acı sonucunu yaşıyoruz. Yaşanan felaketlerde zorlama bir suçlu arama gayretinde değiliz. Bunun için de 30 yıldan fazla süredir İzmir'i aralıksız yönetenlerin, hesap vermekten kaçsalar bile, bir özeleştiri yapmaları gerekmez mi? Başka sorumlu ya da suçlu aramaya gerek yok. Kim yönetiyorsa, kim sorumluluk makamında ise elbetteki hesabını o verecek. Artık bunları bizim daha yüksek sesle konuşmamızın vakti gelmiştir, geçmektedir." 

'DESTEK VE KATKI SAĞLAYACAĞIZ' 

Büyük Birlik partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, şehirleşmeyi sadece deprem ve diğer doğal felaketler üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: "Sağlıklı şehirleşme, eğitimden sağlığa, kültürden güvenliğe, hayata dair her alana, olumlu ya da olumsuz tesir eder. Elbette hiçbir devlet, hiçbir zenginlik, şehirleri tümüyle yıkıp yeniden inşa edemez. Ancak planlamanın, bilimsel kurallara göre yapılması ve titizlikle uygulanması zaman içinde, binalar yenilendikçe, bizi adım adım sağlıklı şehirlere, sağlıklı bir çevreye, dolayısıyla sağlıklı bir toplum olmaya taşıyacaktır. Bu anlamda, dünyanın gelişmiş ülkelerinde tartışılması bile mümkün olmayan imar afları ve planlama ilkelerine aykırı imar revizyonlarının ülkemize, yaşadığımız topluma ve milletimize yapılmış kötülükler olduğunu düşünüyorum. Konunun tüm yönleriyle araştırılıp, problemlere çözüm bulunmasına, bu kapsamda dün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) grubu olan siyasi partilerin ortak önerisi olarak oylanan ve kabul edilen 'depremde alınması gereken tedbirlerle ilgili Meclis Araştırması’na destek ve katkı sağlayacağız."


'SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINI KINIYORUM' 

Genel Başkan Destici, toplumu ayrıştırmaya yönelik sosyal medya paylaşımlarını kınadığını, lanetlediğini kaydederek, şunları söyledi: "Ülkemizin hiçbir şehrinde ve bölgesinde yaşayan hangi etnik kökene, hangi mezhebi anlayışa, hangi inanca, hangi siyasi düşünceye, hangi hayat tarzına sahip olursa olsun hiçbir vatandaşımızı bu şekilde hedef göstermeye ve nitelemeye hiç kimsenin hakkı ve haddi yok. Bu hadsizlere en güzel cevabı hukuktan önce milletimizin birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde vermiş olmasından da büyük bir memnuniyet duyduğumu da ayrıca ifade etmek istiyorum. Belediyelerin yapılaşmayı uydudan takip ettiği, malzeme muayenesinin ultrasonla yapılabildiği bir çağda, kaçak yapılanmanın mümkün olması, riskli binaların tespit edilememesi veya riskli olduğu tespit edilen binalarda insanlarımızın yaşamaya devam etmesi kabul edilemez."

"TERÖR İNSANLIK SUÇUDUR"

Avusturya'nın başkenti Viyana'da dün gerçekleşen terör saldırısını kınayan Genel Başkan Destici, "Kimi hedef alırsa alsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın, maksadı ne olursa olsun, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın, terör insanlık suçudur." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin millet olarak yaklaşık 50 yıldır terörün hedefinde olduğunu işaret eden Destici, şunları kaydetti: "Avusturya'da yaşanan hadiseden tüm Avrupa, tüm dünya dersler çıkarmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, size ne kadar uzak görünürse görünsün masumların hayatlarına kast eden terör eylemleri sadece insanları değil, insanlığı da yok etmektedir. Terör eylemleri esnasında Avusturya polisi ve mağdur vatandaşlara hayatlarını tehlikeye atarak yardımcı olanların Türk ve Müslüman olmaları, 'İslam' ve 'terör' kelimelerini yan yana getirenlerin çıkarması gereken bir ders olmalıdır. 

Emperyalist devletlerin, terör örgütlerini taşeron olarak kullanmalarının, onları silahlandırmalarının, sayısız masum insanın katledilmesine neden olmasının sorumluluğunun yanı sıra akan kanın bir şekilde terörü besleyenlerin üzerlerine sıçrayacağı sonucunun kaçınılmaz bir son olduğudur."

 

GENEL BAŞKAN DESTİCİ'NİN BASIN TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ :

Değerli Basın Mensupları,

Hükümetin açıklamalarına göre; İzmir’de meydana gelen depremde kayıplarımız 114’e, yaralılarımız 1035’e yükseldi. Tedavisi tamamlanan yaralı sayısı 883 olarak açıklandı. 137 vatandaşımızın tedavisi ise devam ediyor.

Tekrar ve öncelikle; hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum

Aracılığınızla, yaralılarımıza şifa, İzmir halkına, ülkemize ve milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum

Tüm kayıplar ülkemizin kaybıdır.

Milletimizin kaybıdır.

Yaralılarımız ve tüm mağdurlarla ilgili “yalnız olmadıkları”; devletimizin ve milletimizin,“mağduriyetlerin giderilmesi için gereken her şeyi yapması gerektiği”ne, yapacağına olan inancımı dile getirmek istiyorum.

Büyük bir milletiz.

Güçlü bir devletiz.

Böyle günlerde ve şartlarda, milletimiz, daima, tüm dünyaya örnek olacak bir dayanışma ve erdem göstermiştir. Bundan sonra da gösterecektir.

Bu durum, milletimizin vefalı, duyarlı ve asil tavrı, alınması gereken tedbirlere, uygulanması gereken yaptırımlara, yapmamız gerekenleri ve üzerimize düşen görevleri yerine getirmemize engel olmamalı.

Değerli Arkadaşlar,

Ülkemiz deprem kuşağında yer alıyor.

Bu bir gerçek ve değişmeyecek.

Anadolu tarihi, büyük ve korkunç deprem felaketleriyle dolu…

Bu -maalesef- yaşadığımız son deprem olmayacak.

 

Ancak depremlerin felakete dönüp dönüşmeyeceği, bize, bizim ne yapacağımıza bağlı. Ve tam bu noktada, “millet sevgisi”, “insan sevgisi” kavramlarının, “aslında milletimiz ve insanlık için ne yaptığımız”la, “ne yapmamız gerektiği”yle ilgili olduğunu tekrar düşünmemiz, tekrar anlamamız gerekiyor.

Türkiye’de bugüne dek, afetlerde, büyük toplumsal olaylarda, başka ülkelerde sıklıkla görülen “yağma” gibi, kargaşa ortamını fırsat bilip “münferit ve organize suç patlamaları” gibi hadiselere, şükürler olsun, rastlamadık. Bununla birlikte, sayıları çok az da olsa; yaşadığımız deprem felaketini, “İzmir halkının cezalandırılması” şeklinde, sosyal medya yayınlarıyla, bir provokasyona dönüştürmeye çalışan ve deprem yardımlarını çalan insanların varlığını esefle karşıladığımı, bu kişilerin, süratle ve şiddetle cezalandırılmasının “milletimizin dayanışma duygusunun yara almaması adına” bir zaruret olduğunu herkese hatırlatmak istiyorum.

 

Değerli Arkadaşlar,

Her depremden sonra aynı şeyleri konuşuyoruz. Ancak yapılması gerekenlerin layıkıyla yerine getirildiğini söylemek, gerçeklere ve milletimize karşı haksızlık olur.

Tekrar etmek mecburiyetindeyim: “Yapı güvenliği” ve “sağlıklı şehirleşme” konuları, gündemimizden asla düşmemelidir.

Belediyelerin yapılaşmayı uydudan takip ettiği, malzeme muayenesinin ultrasonla yapılabildiği bir çağda, kaçak yapılanmanın mümkün olması, riskli binaların tespit edilememesi veya riskli olduğu tespit edilen binalarda insanlarımızın yaşamaya devam etmesi kabul edilemez.

Yaşanan felaketlerde, zorlama bir suçlu arama gayretinde değiliz.

Milletimizi yaşatmak, vatandaşlarımızın, evlatlarımızın, bakarken gözyaşlarımıza hakim olamadığımız bebeklerimizin artık enkaz altında kalmaması gibi bir derdimiz var.

Bunun için de 30 yıldan fazla süredir İzmir’i aralıksız yönetenlerin, hesap vermekten kaçsalar bile, özeleştiri yapmaları gerekmez mi?

Biz, mağdur olanlara, millet olarak da devlet olarak da gerekli yardımı yaparız. Geçmişte de yaptık, yarın da yapacağız. Önemli olan bu değil. Önemli olan gerekli tedbirleri almak, bu acıların hiç yaşanmamasıdır.

Mucize kurtuluşlara sevinmek, kamuda, belediyelerde sorumluluk taşıyan kişilerin işi değildir. Öncelikli olan, bu kişilerin görevlerini yapmasıdır. Yasaların, kuralların, her alanda olduğu varlık sebebi, o toplumdaki insanların, onların hayatlarının, hukuklarının korunmasıdır. Bu anlamda yasaların ve kuralların uygulanmaması, mağduriyetlerin en önemli sebebidir.

Değerli Basın Mensupları,

Şehirleşmeyi, sadece deprem ve diğer doğal felaketler üzerinden değerlendirmemeliyiz.

Sağlıklı şehirleşme, eğitimden sağlığa, kültürden güvenliğe, hayata dair her alana, olumlu ya da olumsuz tesir eder.

Elbette hiçbir devlet, hiçbir zenginlik, şehirleri tümüyle yıkıp yeniden inşa edemez. Ancak planlamanın, bilimsel kurallara göre yapılması ve titizlikle uygulanması, zaman içinde, binalar yenilendikçe, bizi adım adım sağlıklı şehirlere, sağlıklı bir çevreye, dolayısıyla sağlıklı bir toplum olmaya taşıyacaktır. Bu anlamda, dünyanın gelişmiş ülkelerinde tartışılması bile mümkün olmayan “imar afları” ve “planlama ilkelerine aykırı imar revizyonları”nın, ülkemize, yaşadığımız topluma ve milletimize yapılmış kötülükler olduğunu düşünüyorum.

Planlama kuralları bir bilim ve yüzlerce yıldır uygulanıyor.

Şunu hiç unutmayalım: Bu kurallara uyanlar kazanıyor, uymayanlar kaybediyor...

Değerli Basın Mensupları,

Kayıplarımız ve yaralılarımız dolayısıyla, bugün konuşulması eğreti dursa da vatandaşlarımızın maddi kayıplarını da dile getirmemiz gerekiyor:


Tüm birikimiyle, çoğu zaman gelecek 10 hatta 20 yıllık kazançlarıyla, borçlanarak, barınacağı bir ev sahibi olan vatandaşlarımızın da hakkını korumak zorundayız.

Ev alan insanlarımız, o evin temeliyle, betonarmesiyle, projesiyle ilgili nasıl bilgi sahibi olabilir? Buradaki hata ve eksikliklerden nasıl sorumlu olabilir?

İşte, son İzmir depreminde, yeni yapılmış ve kullanılamaz hale gelen çok sayıda binaya şahit olduk. Bu durum, müteselsilen, proje müellifinden taahhüdü üstlenene, yapı denetimi sorumlularından ilgili kamu kuruluşlarına kadar soruşturulmalı, gereken yapılmalıdır.

Konunun tüm yönleriyle, araştırılıp, problemlere çözüm bulunmasına; bu kapsamda dün, TBMM’de grubu olan siyasi partilerin ortak önerisi olarak oylanan ve kabul edilen “Depremde alınması gereken tedbirlerle ilgili Meclis araştırması”na destek ve katkı sağlayacağız.


Değerli Basın Mensupları,

Avusturya’da hepimizi üzen bir terör eylemi meydana geldi.

Terörü kınıyoruz.

Kimi hedef alırsa alsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın, maksadı ne olursa olsun, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın, terör insanlık suçudur.

Herkesin, hiçbir mazeret, tevil, hoşgörü veya ayrıcalık gözetmeden, terörle ilgili tavrı da bu olmalıdır.

Biz, ülke ve millet olarak, 50 yıla yaklaşan bir süredir, terör eylemlerinin hedefi durumundayız.

ASALA, PKK, DAEŞ gibi örgütler, geçmişten bugüne, ülkemizi, vatandaşlarımızı, masum insanları hedef aldılar. Bu durum on binlerce hayatın kaybedilmesine, yüz binlerce vatandaşımızın hayatlarının doğrudan etkilenmesine ve milletçe doğrudan ve dolaylı terör kayıpları ve ilave savunma harcamaları dolayısıyla trilyonlarca dolar kaybetmemize neden oldu.

Bir anlamda, hayatlarımızda; eğitimden sağlığa, altyapıdan şehirleşmeye, sanattan çevreye, sayısız alanda, yaşadığımız tüm eksikliklerde, terör dolayısıyla yaşadığımız kayıpların payı var.

Avusturya’da yaşanan hadiseden tüm Avrupa, tüm dünya, dersler çıkarmalıdır.

Bunlardan birincisi, terörün hangi kılığa bürünmüş olura olsun insanlığın düşmanı olduğudur.

Dünyanın neresinde olursa olsun, size ne kadar uzak görünürse görünsün, masumların hayatlarına kast eden terör eylemleri sadece insanları değil insanlığı da yok etmektedir.

Terör eylemleri esnasında, Avusturya polisi ve mağdur vatandaşlara, hayatlarını tehlikeye atarak yardımcı olanların Türk ve Müslüman olmaları, “İslam” ve “terör” kelimelerini yan yana getirenlerin çıkarması gereken diğer ders olmalıdır.


Bir diğer ders, Avrupa’da ve tüm dünyada, başta Fransa olmak üzere, varlıklarını Müslümanların yaşadığı toprakları sömürerek devam ettirenlerin, her fırsatta İslam’a ve Müslümanlara hakaret etme yarışlarının kendilerine bir şekilde bedel olarak döneceğini öğrenmeleri olmalıdır.

Diğer ders, emperyalist devletlerin, terör örgütlerini taşeron olarak kullanmalarının, onları silahlandırmalarının, sayısız masum insanın katledilmesine neden olmasının sorumluluğunun yanı sıra, akan kanın bir şekilde terörü besleyenlerin üzerlerine sıçrayacağı sonucunun kaçınılmaz olduğudur.

Terör örgütlerinin taşeron olarak kullanılması, bu yüzyılın en büyük insanlık suçlarından biridir. Bu ayıbın sorumluları, tarihin diğer zalimleri gibi insanlığın vicdanında sonsuza dek mahkum olacak ve lanetleneceklerdir.

Avusturya’da gerçekleşen terör eylemini tekrar kınıyor, üzüntülerimi dile getirirken, bu gerçeklerin herkes tarafından anlaşılmasına vesile olmasını diliyorum.