Ölüdeniz’de gün batımını izledikten sonra insan hemen kalabalığa karışmak istemiyor.
Bazı manzaralardan sonra sessizlik biraz daha devam etsin istiyorsun.
İşte tam bu yüzden yol, seni bu kez yukarıya çağırıyor.
Virajlar başlıyor.
Deniz aşağıda kalıyor.
Telefon çekmese de olur diyorsun ilk defa.
Faralya yolunda giderken insanın aklındaki düşünceler de yavaşlıyor. Çünkü burada aceleye yer yok. Yol zaten sana izin vermiyor.
Camdan içeri sert bir rüzgâr giriyor. Çam kokusu karışıyor havaya.
Ve bir noktadan sonra sadece manzarayı izlemiyorsun… içinde kalıyorsun.
Sonra bir boşluk çıkıyor karşına.
Uçurumun kenarında, aşağıda mavinin içine saklanmış bir sessizlik:
Kelebekler Vadisi.
İlk gördüğünde herkes aynı şeyi yapıyor.
Konuşmayı bırakıyor.
Çünkü bazı manzaralar anlatılmıyor. Sadece insanın içinde bir yere oturuyor.
Aşağıda küçücük görünen sahil, kayalıkların arasında sıkışmış gibi. Ama garip şekilde özgür hissettiriyor. Belki de bu yüzden insanlar buraya sadece görmek için gelmiyor.
Biraz uzaklaşmak için geliyorlar.
Kalabalıktan…
Sesten…
Kendi düşüncelerinden…
Faralya’da zaman farklı ilerliyor.
Kimse saat sormuyor.
Kimse yetişmeye çalışmıyor.
Sadece oturup aşağıya bakıyorsun.
Ve o an fark ediyorsun:
Bazı yerler insana cevap vermez.
Ama doğru soruları düşündürür.
Belki de yolculuğun en güzel tarafı budur.
Bir yere vardığını sanarken, aslında kendi içinde başka bir yere yaklaşmak…
Faralya biraz böyle bir yer.
Sessiz ama eksik değil.
Uzak ama soğuk değil.
Ve bazen sadece bir manzara bile,
insanın içindeki kalabalığı azaltmaya yetiyor.
Gezi Rehberi: Yolun anlattıkları.