DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Hakan Birol
Hakan Birol
Giriş Tarihi : 11-12-2019 19:21

SINIRSIZ DÜŞÜNMENİN MUTLULUK PENCERESİ

Yaşamımızın her deminde sınırlarla karşılaşıyoruz. Doğar doğmaz başlıyor bu sınırlar. Ama şu bir gerçektir ki her sınır belli bir zaman sonra aşılıyor. Doğduğumuz andan itibaren hareketlerimiz sınırlı oluyor. Gelişim döneminin ilerleyen safhalarında söylediğimiz kelimelerden attığımız adımlara kadar her birinin belli bir sınırı vardır. Her biri yavaş yavaş kendini aşmaktadır. Örneğin 1–3 yaş dönemi arasındaki hareketlerimiz ile 3–6 yaş arasındaki davranışlar arasında ciddi bir davranış farkı vardır. Bu gelişim dönemi sürdükçe sınırlar yavaş yavaş kalkmaktadır. Dünyayı keşfetmenin vermiş olduğu o merak duygusu ile öğrenme ihtiyacı had safhada olan çocuk nedense ilerleyen zaman zarfında bu öğrenme güdüsü kaybetmektedir. İşte bizim sorunumuzda burada başlıyor: Öğrenmeye Sınır Koyma.

 

Neden öğrenmelerimizi sınırlanıyoruz? Niçin 7 yaşındaki çocuk gibi artık soru sormayı ve etrafımıza olan ilgimizi azaltıyoruz? Bu konuyu hiç düşündük mü? Acaba şu an kaçımız her gün yolda giderken çevremize dikkatli gözlerle bakıyoruz? Öğrenmelerimize sınır koyma hastalığı insanın yaşama olan bağlılığını da azaltır. Şu bir gerçektir ki ilim sonsuzdur. Sonsuz olanı arayışımıza zaten ömrümüz yetmeyecektir. Bu arayış içinde ömrümüz akıp giderken emin olun zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız. Bu da şu demektir: Sınırsın Düşünün!

 

 

 

 

Sınırsız düşünmek mi? Evet sınırsız düşünelim. Yaşadığımız hayat zaten sınırlı. Bırakın düşünceleriniz sınırsız olsun. Fakat bu sınırsızlık olumlu bir gelişime adım atacak yönde olursa bize faydası dokunacaktır. Örneğin bundan 40 yıl önce birisi : “ Ben öyle bir alet icat edeceğim ki hepiniz telefonlarınızı cebinizde taşıyacaksınız. ” dediğinde çoğu kişinin ona nasıl bir gözle baktığını düşünün. Televizyon icat edildikten sonra ona karşı olan önyargılar ve şu an televizyonda ulaşılan boyut. Ya internet teknolojisine ne demeli? Victor Hugo’nun devrin en büyük yayıncısına şiirlerini bastırması için götürdüğü örnek kitaba, yayıncının bunlar beş para etmez hiçbirini basamam dediğinde 15 yaşındaki Victor Hugo’nun vermiş olduğu cevap sınırsız düşünmenin en güzel örneğidir : “ Çok yazık, dedi. Büyük bir servet kazanmak fırsatını kaçırdınız. Çünkü sizinle anlaşmak ve ileride yazacağım, bütün eserlerin telif hakkını da size satmak istiyordum.”

 

 

 

 

Peki ya bizler? Ne kadar sınırsız ve cesaretle düşünebiliyoruz? Teknolojinin asla ulaşamayacağı bir beyne sahip olmamıza rağmen onu hakkıyla ne kadar kullanabiliyoruz? Hayallerimizin arkasında durmamız bile sınırsız düşünmeye atacağımız en büyük adımlardan bir tanesidir. Çünkü insanlar hayallerinden vazgeçtikleri için mutsuz oluyorlar. Kırık dökük hayaller tıpkı birer cam parçası gibi onların önüne seriliyor ve her adım atışlarında ayaklarına batan cam parçalarının eşliğinde yürümeye devam ediyorlar. Onun için bizler hayallerimize sahip çıkalım. Ne de olsa hayallerin faturası da yok. O halde hayal kurmakta kendimize neden sınır koyuyoruz ki? Derhal şimdi hayal gemilerinizi zincirlerini çözün ve sonsuz düşünce okyanusuna bırakın. Şu da bir gerçektir ki hayallerimiz olmadan nasıl mutlu oluruz?

 

 

 

 

Mutluluk ne kadar da güzel bir kelimedir. Bu kelimeyi gördüğümüz anda bile vücudumuzda bir gevşeme bir rahatlık meydana gelmektedir. İyi dileklerde bulunurken de mutluluk kelimesini bir sıfat olarak kullanıyoruz. Hayatımızın her safhasında bu hoş kelimenin vermiş olduğu huzur içinde olmak istiyoruz.

 

Mutlu bir beyin tam kapasite ile çalışır. Peki, mutlu bir beyin için ne yapmamız gerekir? Çikolata, muz, fındık, fıstık ve balık gibi birtakım gıdalar serotonin içerdikleri için mutluluk hormonu yayılmasını sağlar. Bu gıdaların, beyni zinde ve mutlu tutmaya yönelik bir etkileri vardır.

Yapılan bir araştırmaya göre : “ Kaliforniya Üniversitesi ruhbilimcilerinden Robert Emmons''un 1998''de başlattığı bir dizi araştırmadan elde edilen bulgular da, mutlu insanların sağlıklarına daha çok önem verdikleri görüşünü destekliyordu. Emmons 1000 erişkin deneği gelişigüzel üç gruba ayırdı, ilk grup ruh durumlarını her gün değerlendirerek 1 ile 6 arasında bir puan verirken, ikinci grup gün boyunca onları üzen ya da kızdıran olayları kayda geçiriyordu. Üçüncü grup ise günlük kayıt tutuyor, ancak buna onların yaşamdan zevk almalarını körükleyen bir etkinliği de katıyordu. Bu grubun üyeleri gün be gün kendilerini mutlu eden şeylerin bir listesini yapmakla yükümlüydüler. Gelişigüzel seçilmelerine karşın, üçüncü grubun üyelerinde mutluluk veren duygularda ilerlemeye tanık olundu; ayrıca bunların düzenli egzersiz yaptıkları, sağlık denetimlerinden geçtikleri ve hastalıklardan korunmak için birtakım önlemler aldıkları da görüldü. ”

 

Beyin Ömrü (Brian Longevity) isimli Kitabın yazarı ve Amerikan Alzheimer Önleme Vakfı (Alzheimer’s Prevention Foundation) Başkanı Dharma Singh Khalsa ise; doğru ve dengeli beslenerek, stresi hayatımızdan uzaklaştırarak ve zihnimizi daima aktif tutarak, beyin kimyasallarımızı düzenleyebileceğimizi belirtiyor. Bu şekilde mutlu bir hayata doğru yol alabiliriz.

 

            Esasında mutlu olmak kendi elimizde. Hayatı nasıl yaşamak istiyorsanız o şekilde yaşayabilirsiniz. Çünkü bu sizin hayatınız. İster yönetimi başkalarının eline verir çevrenin olumsuz faktörlerinden çok etkilenerek mutluluktan uzak bir hayat yaşarsınız, isterseniz kendi içinizde mutlu olmayı bilerek huzurlu bir hayatın yolunu tutabilirsiniz.

Şu saniyeden itibaren sizi etkileyen bütün içsel ve dışsal olumsuz faktörlerden arınmaya başlayın. Beynimizi tam kapasite ile çalıştırabilmek için buna ihtiyacımız olduğunu unutmayın. Ayrıca mutlu olmak için öyle çok büyük şeylere sahip olmanız da gerekmiyor. Önemli olan sizin olaylara bakış açınızdır. Mutluluk penceresinden hayata daha farklı bakacağınız güzel günler dileği ile…

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
9 Yaşında kızın yaşadıkları
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA