TÜRKİYE
Giriş Tarihi : 20-04-2021 15:05   Güncelleme : 20-04-2021 15:05

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı “1915 Olayları Uluslararası Konferansı” düzenledi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı “1915 Olayları Uluslararası Konferansı” düzenledi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı
“1915 Olayları Uluslararası Konferansı” düzenledi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun:

“Bugün asırlar boyunca barış içinde beraber yaşamış Türk ve Ermeni halklarının
ortak geçmişini çarpıtarak, tarihten husumet çıkarmaya tevessül eden bir anlatıyla

karşı karşıyayız. Ve bu anlatıya karşı çıkıyoruz.”

“Sayın Cumhurbaşkanımızın 1915 olayları için arşivlerin ortaya konması ve bilimsel

yaklaşım çağrısı da buna yöneliktir. Bu bir hakikat çağrısıdır.”

“Sözde ‘Ermeni soykırımı’ iddiası, gerçeklerle hiçbir bağı olmayan, sadece siyasi

hesaplardan beslenen bir iftiradır.”

“Kullanışlı bir yalan üzerinden Türkiye’ye saldıranların derdinin Osmanlı
Ermenileri veya tarihi mağduriyetler olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından 1915 olaylarının tarihsel arka planı,
hukuki boyutu ve günümüze yansımalarını ele almak amacıyla “1915 Olayları Uluslararası
Konferansı” düzenlendi.
Çevrimiçi olarak gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını Cumhurbaşkanlığı İletişim
Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin’in
yaptı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, bu programda ortaya konacak
fikirlerin gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı sağlayacağını; zira tarihin, mütevazı ancak bir
o kadar da cesur insanların hakikate olan inançları sayesinde doğru okunabildiğini dile
getirdi.
Geçen yüzyılı, tarihin önemli kırılma anlarına sahne olan müstesna bir dönem olarak
tanımlayan Altun, “Dünya savaşları, yıkılan imparatorluklar, değişen sınırlar ve gelişen
demokrasi 20. yüzyılın kilometre taşları oldu. Dünya, tıpkı kabuk değiştirir gibi siyasal
açıdan devasa bir dönüşüm yaşadı. Yüzyıllara sari alışkanlıklar, sınırlar ve yönetim
biçimleri değişirken büyük sancılar da yaşandı. Hemen her coğrafyada yaşanan acılar,
günümüze sadece tarih kitaplarıyla değil, anne-babalardan çocuklarına masallar ve anılarla
da taşındı. Kimi olaylar mitleşip gerçekle bağını koparırken kimi hadiseler hak ettiği
gerçeklikten payını alamadı.” diye konuştu.

20. yüzyılın bu anlamda çok önemli bir olaya tanıklık ettiğini ve Birinci Dünya Savaşı
sonunda üç büyük imparatorluğun dağıldığını anlatan Altun, “Osmanlı İmparatorluğu,
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Çarlık Rusya’sı, etkileri günümüze kadar gelen
zorlu dönüşümlere uğradı. Kayıtlara göre 65 milyon askerin seferber edildiği bu ilk küresel
savaşta 38 milyon sivil ve asker hayatını kaybetti. Dönemin düşük nüfus rakamlarını da
hesaba kattığımızda böylesine yüksek bir kayıp, savaşa katılan tüm ülkelerde kuşkusuz
büyük travmalar yarattı.” ifadelerini kullandı.
“TEHCİRDE YAŞANAN ACILARI DERİNDEN HİSSEDİYORUZ”
Fahrettin Altun, birçok cephede kahramanlıklar sergileyen Türk milletinin, milyonlarca
insanın hayatına mal olan bu savaştan çok ciddi şekilde etkilendiğini belirterek, şunları
kaydetti:
“Osmanlı milleti bir bütün olarak, İmparatorluğun son döneminde olağanüstü zorluklarla
mücadele etti. Çanakkale’de, Kafkasya’da, Hicaz’da Filistin’de ve Irak’ta büyük mücadeleler
verdik. Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere savaşın bütün cephelerini tarif
edilemez bir kargaşaya sürükleyen Birinci Dünya Savaşı esnasında, ne yazık ki, Anadolu
insanını büyük acılara gark eden hadiseler yaşandı. Aynı dönemde Sarıkamış’ta binlerce
askerimiz donarak şehit oldu; Kafkasya cephesinde Osmanlı topraklarına saldıran Rus
ordularıyla çarpışan kuvvetlerimizi, düşmanla işbirliği yapan Ermeni çeteleri arkadan
vurdu. Osmanlı milletine mensup farklı kesimler vatan davası için güç birliği yaparken;
kimi yerlerde dönemin düşmanlarıyla iş birliği yapan bazı yapılar ortaya çıktı.
Doğu Anadolu’da yaşanan çatışmalar sonucu Türk ve Ermeni on binlerce insan hayatını
kaybetti. Bu olaylar üzerine ordunun hareketlerini zorlaştırıcı davranışlarda bulunan, halka
saldıran ve düşman ordusu ile işbirliği yapan çetelere yataklık eden Doğu Vilayetleri'ndeki
Ermeni kökenli kimi Osmanlı vatandaşları Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki
Suriye topraklarına gönderilmek üzere 1915 Tehciri'ne tabi tutuldu. Savaş koşullarında,
sivillerin korunması ve vatan savunması amacıyla belirli bölgelerde yaşayan Ermeniler
tehcir edildi. Bu emniyet tedbiri uygulanırken, bütün şiddetiyle süren savaş şartları altında,
ne yazık ki, istenmeyen olaylar da meydana geldi; Türklerden de Ermenilerden de can
kayıpları oldu; acılar yaşandı. Bu yaşananlar günümüze kadar gelen tartışmaların da
temelini oluşturdu.”
Altun, “Türkiye Cumhuriyeti olarak, Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915 yılında kabul
edilen Tehcir Yasası’nın uygulanması aşamasında yaşanan acıları tüm kalbimizle, derinden
hissediyoruz. Ermeni vatandaşlarımızın geçen yüzyılda yaşadığı acılara ortak olmayı
vicdani ve ahlaki duruşumuzun bir gereği olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın

Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi ‘hep birlikte Türkiye olmanın’ da acıda ve
sevinçte birlik olmaktan geçtiğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BU TOPRAKLARDA YAŞANAN ACILARI BİRBİRİNDEN AYIRMIYORUZ”
Fahrettin Altun, “Bununla birlikte, bugün asırlar boyunca barış içinde beraber yaşamış
Türk ve Ermeni halklarının ortak geçmişini çarpıtarak, tarihten husumet çıkarmaya
tevessül eden bir anlatıyla karşı karşıyayız. Ve bu anlatıya karşı çıkıyoruz. Zira biz bu
toprakların her köşesinde yaşanan acıları birbirinden ayırmıyoruz. Geçmişi, dini, etnik
kökeni, mezhebi ne olursa olsun, insanların bu topraklarda yüzyıllarca kardeşçe yaşadığını
çok iyi biliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Altun, 1915’te ne olduğuna dair tartışmaların 100 yıldan fazla bir zaman sonra hala devam
etmesinin nedeninin, 1915 olaylarının tümüyle siyasal ve ideolojik bir konu olarak ele
alınmasına yönelik ısrar ve inat olduğunu vurguladı.
Birilerinin hadiseyi siyasal zemine taşıyarak, onu emperyal amaçlar için kullanışlı hale
getirmeye çalıştığına işaret eden Altun, “Sürekli değişen aktüel siyasal yaklaşımların, 100
yıllık tarihi meselelere sağlıklı bakamayacağı çok açıktır. Siyasallaştığında, bu gibi tarihi
konuların günlük kısır tartışmalara alet olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla farklı
parlamentoların tartışmalı tarihsel meselelerde verdikleri kararlar onları demokrat
yapmaz ancak dayatmacı ve zorba yapar. Tarihte yaşanılan acılar da bugünün siyasetçileri
için birer çıkar unsuru haline gelir. Bu da mağdurlara ve yaşadıkları acılara karşı
yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.” diye konuştu.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN HAKİKAT ÇAĞRISI, SAMİMİYETİMİZİN GÖSTERGESİDİR”
Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda temel gayesinin hakikat ve adalete hizmet olduğunu
vurgulayan Altun, “Bu temel perspektif, yalnızca bugün yaşanan haksızlıklara karşı çıkmayı
değil, tarihte yaşanmış olaylara da adil bir şekilde yaklaşmayı gerektirir. İşte bu yüzden
bizim hakikat mücadelemiz pür hakikat içindir. Hakikate ulaşma isteğimiz siyasal bir
kazanım için değil, hakikatin kendisi içindir. Sayın Cumhurbaşkanımızın 1915 olayları için
arşivlerin ortaya konması ve bilimsel yaklaşım çağrısı da buna yöneliktir. Bu bir hakikat
çağrısıdır. Dolayısıyla sonuçtan çekinmeden hakikat çağrısında bulunmamız, bu konudaki
samimiyetimizin de bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı.
“TARİHE ADİL HAFIZA PERSPEKTİFİNDEN BAKILMALI”
Fahrettin Altun, mağdurlara saygı göstermenin en güzel yolunun tarihe adil hafıza
perspektifinden bakmak olduğunu belirterek, “Bunun yolu da geçtiğimiz yüzyılda bu
topraklarda tam olarak ne yaşandığını şeffaf, dürüst ve bilimsel bir biçimde ortaya
koymaktır.” dedi.

Bu hedefe yönelik en kapsamlı ve samimi adımların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde
atıldığını ifade eden Altun, nitekim 2005 yılından bu yana hayatını kaybeden Ermeniler için
taziyelerin en üst düzeyde açıklandığına dikkati çekti.
Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl Türkiye Ermenileri Patriği Maşalyan’a
gönderdiği mektubunda ifade ettiği “Anadolu'nun bağrından doğmuş birlikteliğimizi
görmezden gelerek tarihten husumet çıkarmaya çalışan çevreler hepimizin malumudur. Biz
birlik, refah ve huzur dolu bir gelecek isterken ve bunun için çalışırken, niyeti başka olan
çevrelere fırsat verilmemesi en önemli dileğimizdir.” sözlerini hatırlattı.
“HANGİ PARLAMENTONUN NE KARAR VERDİĞİNİN NAZARIMIZDA HİÇBİR İTİBARI
YOKTUR”
Sözde Ermeni soykırımı iddiasının bugün “post-truth” (gerçek sonrası) olarak bilinen
olgunun öncülü olduğunu belirten Altun, “Bu, gerçeklerle hiçbir bağı olmayan, sadece siyasi
hesaplardan beslenen bir iftiradır. Duygulara hitap eden, irrasyonel ve gayrimeşru bir
ithamdır.” dedi.
Kullanışlı bir yalan üzerinden Türkiye’ye saldıranların derdinin Osmanlı Ermenileri veya
tarihi mağduriyetler olmadığını çok iyi bildiklerini belirten Altun, şöyle devam etti:
“Bunu da en iyi bu toprakların yiğit evladı Hrant Dink şöyle izah etmişti; ‘Kim bizim
dostumuz, kim tedavi edecek geçmişte yaşananları? Fransız senatosunun kararı mı?
Amerikan senatosunun kararı mı? Bunlar mı bizim dostumuz?’ Hrant’ın bu sözleri, yaşanan
acıların emperyalist dürtüler için nasıl kullanışlı bir araç haline getirildiğini özetlemektedir.
Kendisi bunun farkındaydı. Biz de bunun farkındayız.
Hangi parlamentonun ne karar verdiğinin, hangi yabancı devlet başkanının ne cümle
kurduğunun nazarımızda hiçbir itibarı yoktur. Bizim için aslolan şey, geçmişten bugüne bu
toprakların evlatlarının kalbinde adil bir şekilde yer alabilmektir. Bu yüzden de hakikatin
peşinde koşmaktan bir an olsun yorulmayacağız.”
“TARİHİN YAĞMALANMASININ ÖNÜNE GEÇİLMELİ”
Cumhurbaşkanlığı İleitşim Başkanı Altun, bu konferansın tarihin yağmalanmasının önüne
geçmek, 1915’in meydana geldiği tarihsel arka planı unutturmamak ve sözde “Ermeni
soykırımı” iftirası üzerinden Türkiye’ye diz çöktürme girişimlerine engel olmak adına
önemli bir işlev göreceğine inandıklarını ifade etti.
1915 olaylarının bilimsel bir şekilde incelenerek tarihin doğru anlaşılması, ulusal ve
uluslararası kamuoyuna doğru şekilde yansıtılmasını arzu ettiklerini belirten Altun, bu
bağlamda İletişim Başkanlığı ve bütün kurumlar olarak ellerinden geleni yapacaklarını
söyledi.

Bu süreçte bugüne kadar önemli çalışmalar yapan Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri
Başkanlığına, Türk Tarih Kurumuna, üniversitelere ve diğer tüm kurumlara teşekkür eden
Altun, “Hakikât ve vicdanın yaralarımızı sarmasını, Kafkasya başta olmak üzere, tüm
dünyada, barış ve istikrara katkı sunmasını temenni ediyorum.” dedi.
Konferans, açılış konuşmalarının ardından “Tarihsel Süreçte 1915 Olayları ve Ermeni
Meselesi”, “Uluslararası Hukuk Açısından 1915 Olayları” ve “1915 Olaylarının Günümüze
Yansımaları ve Gelecek Perspektifi” başlıklı oturumlarla devam etti.