ZEHRA ATCI

zehraatci48@hotmail.com 19 Şubat 2019 Salı 15:11 DİĞER KÖŞE YAZILARI

NE İLE ÇATIŞIYORUZ BİZ ?

Sorun burda işte.

Anlaması gerekenler hariç herkesin anlamış olması, hayata dair herşeyi. Anlaması gerekenlerin ise hala bundan haberdar olmayışı insanların stresi.
  
 'Biz' diye konuşmayı severim. 'Siz' diyerek ayrımcılık yaptığım hissinden kurtarırım kendimi. Fakat çoğu yazımda 'biz' diye birleştirsem de , o konuda tüm 'o' olmayanları münezzeh tutarım olaydan. Ama kimi zaman bazı konularda 'siz' diyesim geliyor bu yüzden. Bahsettiğim konunun dışında olanları ayırmak istediğimden.
   
Hiçbir şeyin tamamiyle "tam" ya da "tamamlanmış" olma ihtimali yok. Bir yerlerde mutlaka o şeyin aksi, olumsuzu, istenmeyeni, yada yanlış olanı olacaktır.

Peki ya sizce ne yapmalı? Bunlara, küçük ayrıntılarda saklanan hoşnutsuzluklarımıza göz yumarak, çoğunlukta varolan istediğimizin mutluluğunu mu yaşamalı, aksi, yanlış ve istenmeyen bir şeye yada şeylere razı olarak istemediklerimizle devam mı etmeli?

İstediklerimizle devam etmek söz konusu olamaz. Çünkü bahsettiğimiz huzursuzlukta bir huzur. Önce huzırsuzluğu tatmaya mecbur bırakan...
   
Gerçekten bir huzur mu istiyoruz ? Belki evet. Fakat oyunbozanlıkla beslenen bir kural var ki  her huzur huzurlu bir şeyle varolamaz.

Huzursuzluktan, yanlıştan, hatadan, kötüden,  aksi olandan, olumsuzdan ve istenmeyenden de var olan huzurlar hâla hayatın bir bölümünde varlar.Gerçekten varlar. Geçici veya kalıcı olsalarda, " yok canım, olur mu öyle şey "derken, içinde bulunduğunuzun  farkına varamasanızda...
   
Yaptıklarımızın, yapmak istediklerimizin yada bize yapılanların bizim isteğimiz doğrultusunda olanı var mıdır tartışılır ama, hayatın bize yakıştırmalarından mı yoksa bizim alışkanlıklarımızdan mı, nerde bir rezalet nerde bir suç nerde bir yanlış var, kendimizi orda buluyoruz yada orada bulunduruyoruz. Çekici mi geliyor? Mecbur mu bırakılıyoruz? Yoksa bitmişlik sendromunun verdiği sorgulama kaybından, önümüze gelene atılıyor muyuz?
 
 İnsan varlıkları yani biz, görünmeyen ,yasaklanmış, reddedilmiş, günah, suç, hata, aykırı, ne varsa, nerde varsa ve hayatımızın hangi döneminde ve hangi konumda olursak olalım bize cazip mi geliyor?     

Peki ya neden?
   
Sorunumuz insanlıkla. Diğer yaratılmış veya varolmuş artık kendi içinizde ne derseniz deyin, diğer insanlarla problemimiz var. En yakınımız dahi olsa da , görünürde bir problemimiz olmasada, kin, nefret duyguları barındırmasakta; bizim ruhumuz ve varoluşumuzdan  bu zamana kadar gelen iç dünyamızın birikmişlikleri, bizi yapılmayana ya da yapıl-a-mayana itiyor.

Kendimiz bilinçli olarak bundan haberdar olmasak bile, içten içe insanlara meydan okumuş oluyoruz, meydan okumaktan çok intikam duygusu gibi bir şey olabilir bu.
"Sizin yapamadığınızı yapıyorum, yapmadığınızı yapıyorum" yada "sizin yaptıklarınızı yapmıyorum, sizden farklıyım, cesaret edemediklerinizi yaparak sizden üstünüm" gibi. Dayanıklı, güçlü, üstün hissetme ihtiyacı ve nefret edilen diğer insan varlıklarından farklı olmak isteğiyle gerçekleşen eylemler olduğunu düşünüyorum.
  
 İnsanların yukarıda saydığım şeyleri kendine veya dış çevresine yapıyor olması,
 
ait olması gereken toplumda, kendine aitlik verebileceği bir yer bulamamasından da kaynaklanabilir. Kendine, çevresinde ve dünyada bir yer bulunamadığında bir yer yaratmaya çalışır insan. Herkesin kabul ettikleriyle değil, daha çok bastırılan tarafıyla yapmak ister bunu. Tüm bu aykırılıkları iç dünyasına yaparsa, ruhunda sadece kendine ait kalacak bir evren varolur, bunları dış dünyada ona sunulan hayatına kurmaya çalışırsa, olması gerekende bir hayat yaşamış olur.

Yapılan herşey, için dışa vurumudur, amaç da zaten içi dışa yansıtma yolunu bulabilmektir insanda. Böyle bir şeye neden gerek duyuluyor? Eski zamanlarımızdan gelen bir takım özellikler yada sonradan edinilmiş değerler ve yargılar tetikleyebilir insanları.
Sonuçta herkes, nasıl istiyorsa o şekilde yapmalı ve ne istiyorsa onu yaşamalı.
Fakat birinin özgürlüğü bir başkasını sınırlamaya başlarsa, o özgürlük orda biter. Birinin değerleri, diğer verilen değerlerle alçalıyorsa, bu değer hiç verilmemeli. Size huzur veren başkasını tedirgin ediyorsa, o huzur hiç çıkmamalı.
   
Siz ait olabileceğiniz bir yer ararken kendinize bir dünya kurmaya çalışırken, bunu en iyi siz anlarsınız ; yarattığınız dünyalar ve kahramanlar,  başkalarının evreninde aitlik bulamayabilir. İyi hissettiren şeylerinizi yapmaya devam edebilirsiniz tabiki. Ama bunlar başkasını iyi hissettirmiyor ise, yok etmeyin ama "iç"te kalmalı kalabildiği kadar.
   
Her ne kadar iç evreninizin çıkma isteğiyle boğuşuyor olsanızda, unutmayın, verilen bir hayatı yaşamak durumundayız. Yaşamak durumunda olan 'diğerleri' var. Ve sizinle yakından alakalı herşeyi, içinde barındıracak bir evren var etmek istiyorsanız, önce gerçek evrenin bir parçası olmayı kabul etmek zorundasınız. Başka bir alternatif gelmiyor benim aklıma.

Hani ne derler:

Öyle bir dünya yok.
205 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR