ZEHRA ATCI

zehraatci48@hotmail.com 18 Mart 2019 Pazartesi 11:26 DİĞER KÖŞE YAZILARI

GELELİM SADETE...

Bu hafta; aylar önce düşündüğüm fakat farklı konuları değerlendirmeye aldıkça unuttuğum bir konu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Çok ayrıntılara bürünebilecek olsa da ben elimden geldiği kadar kısaca ifade etmeye çalışacağım.
    
   
Kıskanma konusu kimine göre sevginin ve değer vermenin göstergesi, kimine göre koruma duygusunun temsili, kimine göre ise gereksiz bi duygudur. Bana soracak olursanız bu kıskançlığın niteliklerine bağlı ona sebep olan düşünceye bağlı.
   
Bizim için değerli olanı ve bize ait olduğunu hissettiğimiz birşeyi başka birinden kıskanmamız çok normal. Bu bir insan, evcil hayvan yada bir eşya bile olabilir. Sadece insan olmayabilir, çünkü kıskandığımız şeyin zarar görmesini istememe,ve bizden başka birine ait olmasını istememe duygusu vardır içimizde.  Biz insan açısından konuşalım. Eğer bu kıskançlığın odağı insansa bunların yanında " ona verdiğimiz önem ve değeri, onunda bize karşı vermesini isteme " isteği de oluşur içimizde. 

   
Birini kıskanmak için onun sizde manevi ve ilişkisel bir bağı olması lazım keza bir değeri olması lazım. Onun mutlu anlarını başkasıyla geçiriyor olması, hatta üzgün anlarını bile bir başkasının yanında yaşıyor olması sizi, "onun hayatında yokluğumu mu hissediyor" düşüncesine itebilir. Bu insanın aynı değeri size vermediğini hissetmeye başlamanız da kıskançlığı başlatabilir. 
   
Kıskançlığın en uç iki seviyesinden bahsettim. "Zarar göreceğini düşünme" ve "kendinden başkasına ait olmamasını isteme" . İkisinin de ihtimalle ortaya çıkabilecek ortak sonuçlarından bazıları "uzaklaştırmak isteme, kendi istemediği şeyden alıkoyma yada o konuda fikrini değiştirme baskısı" olabilir. Birincisi tamamiyle verdiği kıymetten kaynaklanan bir kıskançlıktır. İkincisi ise kişiyi kısıtlamaya yönelik bi durumdur. Birincide, onu üzecek veya zarar görecek yada ruh haline etki edecek bir durumdan yada kişiden uzalaştırmaya çalışarak engellemelere kalkışmadır. Yada onun için iyi olacak yöne yönlendirebilmek için çabaya girmektir. Yine de bu karşıdakine baskı gibi gelebilir. Bu iyimser kıskançlık karşısındakinin kendisindeki önemini bir yönden gösterebilir belki.  İkincisinde ise tamamen kendine çekme ve ait olmasını isteme durumu vardır. "Mutluluğu, hüznü, maddi, manevi herşeyini, kendi yanındayken ve olduğu kadar razı gelerek, onun emirlerinde yaşamasını istemeyi" ifade eder.  Kendinden başka birinin, onun hayatının odak noktası olmasını kabul etmez. 

   
Bazende kıskanma durumu korumak isteğiyle ortaya çıkar. Gördüğünüz duyduğunuz yada deneyimlediğiniz olumsuz örneklerin, değer verdiğiniz kişiye ulaşmasını istemeyebilirsiniz. Kimi zaman yalnız kalmaktan korkmada bir sebep olabilir.Ya da onun gibi birine bir daha denkgelemeyeceğini düşünme ve onu kaybetme korkusu. Bu sebeple en yakınınızdaki ve değerli gördüğünüz kişinin, her daim yanınızda olmasını istersiniz, bu da başkasıyla yada başka yerde olmasını kıskanmanıza sebep olabilir.

   
Toplumdan yada yakın çevrenizden değerli gördüğünüz kişilerin, sizin hoşunuza gitmeyecek bir söylemde bulunmasını istememenizde, onu kıskanarak kısıtlamanız durumunu ortaya çıkarabilir.
   
Ne kadar kendinize söyleyemeseniz de, kendinizde gördüğünüz bir eksiklik de kıskançlığa yol açabilir. Bu kendimizle alakalı bir problemi, karşıya yansıtmak istemememizle ortaya çıkar. Eksikliği göstermek aksine, bunun eksik olmadığını kanıtlamaya çalışırız.
   
Diğer taraftan, aradığınız bir şeyin karşıdakinde olduğuna inandığınızda, sizin de, onun aradığı şeyin sizde olduğunu düşünmeniz, ona bunu gösterme çabasıyla kıskanmamıza neden olur. Onun aradığı şeyi başkasında bulmasına izin vermek istemezsiniz. 
   
Sonuçta ne olursa olsun kıskanmak herkesin hayatında biraz da olsa vardır ya da olmuştur. Kıskanmamak, nasıl değer vermemenin göstergesi değilse, kıskanmakta, değer vermenin tam ve kesin bir ölçütü değildir. Bunun için bu konuya çok takılmayın. Sadece zihniyetinizi ve fikrinizi temiz tutmaya çalışın.
   
Şimdi de benim hiç hoşlanmadığım ve yanlış gördüğüm bir kolundan bahsatmek istiyorum kıskançlığın.

   
Bir gül ağacı yetiştiriyorsanız onu büyütmenin ve varlığını devam ettirmenin yöntemleri, sulamak, zamanı gelince budamak ve gerekirse eğer ilaçlamaktır.  Dalından koparıp suya koyduğunuz gül belki 1 hafta güzelliğiyle sizin yanınızda kalıp mutlu edebilir.  Ama dalında kaldığında ve onu doğasına bıraktığınızda güzelliğini, yaşamını her zaman sürdürebilir. 

   
 Bir de şunu düşünün. 

   
Daldaki beyaz bir gülü sertçe başından kopardınız ve avcunuzda bikaç dakika sıktınız. Elinizden onu bıraktığınızda, yavaşça buruşmaya kararmaya ve dökülmeye başlar, ince kesik gibi çizikler görürsünüz beyaz taç yapraklarında. Onu dalıyla birleştiremezsiniz tekrar. Suya da koyamazsınız, çünkü tam başından kopardınız ve bir sapı yok. Hadi diyelim bir iki gün daha yaşayacak, bu sefer de güzelliğinden eser kalmamış, dökülen, dağılan, sararan bir gül mü mutlu edebilecek sizi ? O dalında kalmalıydı.


   
Şimdi iki parmağınla nazikçe tut,kokusunu içine al, ve sonra yavaşça o gülden elini çek.

  
Gelelim sadete.

   
Nedir bu? Onu görmelerinden rahatsız olacak olsaydın, başta bilir ve evindeki bir odaya dikerdin ağacını. Evet imkansız. Koca bir ağacıda saksıya sıkıştırıp dikecek değilsin heralde. E sen bile bile diktin bu gülü. Senin gülün olup, senin bahçene girdikten sonra, baştan beri onunlaydın, onun yanındaydın. Farklı biri getirip farklı bir fidan koymadı. Beyaz seviyordun, beyaz bir  fidan aldın, beyaz bir gül oldu. Ne bekliyordun, kırmızı olmasını ve sadece bir fidanın, kendiliğinden ayrı ayrı ağaçlar olup, tüm bahçeyi sarmasını mı? Kopardın, dökülmeye başladı. Sen biliyorsun ki "o bir çiçek" ve koparırsan kurumaya başlar, ne bekliyordun? Elinde çürümesini ister gibi sımsıkı sıkarken, yeşerip toprağa kök salmasını mı?
 
 
252 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR