ZEHRA ATCI

zehraatci48@hotmail.com 04 Nisan 2019 Perşembe 15:57 DİĞER KÖŞE YAZILARI

EN AĞIR CEZA

Benim düşünceme göre, 'en güçlü güç' , 'en büyük zaaf' ve 'en büyük ceza' şudur:

Birine onun istemediği bir şey yapılması,birinin istemediği bir şeyi ona başkası tarafından yaptırılması ve kişinin istemediği birşeyi kendi kendine yapıyor olması. Dikkat ettiyseniz ortak bir sıfat var: İstenilmeyen şey.
 
  
Bu hafta size, tamamen kendi düşüncemle oluşmuş ve tasarlanması bana ait bir ceza yönteminden bahsetmek istiyorum.
 
   
İnsanların hepsi birbirinden farklı fiziksel , ruhsal ve düşünsel durumlara sahiptirler.
Tabi herkesin yaşam biçimi, geçmiş yaşamı ve gelecek planıda farklıdır yada farklı yollardan gider. Bu bakımdandır ki herkesin zevki yada nefret ettiği şeyler farklı olur ve değişerek ilerler. Bu da birinin sevdiğini diğerinin sevmemesi durumuna yol açar. Bir kişi bir şeyi sevmezken diğeride o şeyi sevebilir.

Göreceli ve öznel yargıların çıkış sebebide budur mesela.


Bu durumları göz önünde bulundurduğumuzda, sizin genele yayarak sevmeyeceğini düşündüğünüz  şeyi , birine söylediğinizde veya yaptığınızda, bu onun severek ondan hoşlandığı birşey olabilir. Ve siz herkesin sevmediği şeyi, o da sevmez diye düşünüp ona yaparak, sadece ödül vermiş olursunuz.
 
   
Şuan aklıma geliyor; pskolojide geçmiş yıllarda öğrendiğim iki ceza durumu vardı; Sevilmeyen birşeyin ortama verilmesi veya sevilen birşeyin ortamdan çekilmesi. Aslında anlattığım sistem bu ikisini de içeriyor ama daha çok birincisini prensip edinmiş kendine.
 
İnsanların da iki büyük genel isteği vardır ki bunlar "istemedikleri şeylerin kendilerinden uzak olması ve istedikleri şeylerin hep kendileriyle olması" dır. Düşünce ve arzular bile bununla çevrelenmişken, bu sistemin de buna odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Ceza sistemlerinin ağır da olmasına gerek yok bence. Çünkü ağır kavramının ve yaratacağı sonucun da kişiye göre farklılık gösterebileceği durumlar var.
 
  
Diğer mesele, kişinin doğumundan o anına kadar olan düşünce değişiminin ele alınması gerekir. Hayatının demedim, düşünce değişiminin. Zaten kişiyi başarıya, iyiliğe yada suça yönlendiren, teşvik eden, düşünce şekli ve kendisiyle gelişen, değişen yaklaşım biçimi olduğundan, bu değişimin sebeplerinin anlaşılması, hayatını yorumlamaya bile gerek bırakmayacaktır.
  
Bir erkeğin, kız kardeşi ve erkek kardeşini öldürmesini konu alırsak, aradaki çoğalabilecek farkları ve sebepleri o kadar görmüyoruz ki, algıladığımız sadece 'ölüm ve kardeş' oluyor.  Bardak takımı çalan insan ile, aynı değerde de olsa bir kaç yiyecek çalan insanın olayında, biz olayı sadece 'hırsızlık ve sonuçta birşey çalınmış' diyerek değerlendirmeye alırsak,  bu sistem hiçbir zaman ilerleyemez. Ve bu iki hırsızı, kuyumcu soyan hırsızlarla aynı parmaklığın ardına koyarsak, aralarındaki tek farkı da ay, yıl, müebbet diye adlandırırsak ;diğer örnekteki insanları da aynı şekilde, diğer akrabalardan birilerini  öldüren farklı insanlarla aynı yere koyarsak, bu hiç kimse için fayda sağlamaz.
 
 
Söylemek istediğim sürü pskolojisiyle hareket, genele katma ve grup değerlendirmesinin aksine meselenin bireysel dikkate alınmasıyla alakalı.
  
Bu bahsettiğim sistemin prensip aldığı diğer yaklaşım ise, kazandırma değil, öncelikle yok etme. Yok edilen şey ise eylemi gerçekleştiren insan dışındaki onu tetikleyen herşey.
  
Voltaire zamanında değinmiş: Korku suçu, suç cezayı doğurur.

    
Suçun gerçekleşmesi için istenilmeyen bir şeyin  yada bir korkunun var olması gerekir. Yapılan şey, kişinin, kendine ters düşen şeyi yok etmek istemesidir.  İnsan kendine ters düşeni ve korkusunu yok etmek amacındayken, çoğu zaman sadece aradaki aracıyı yok edebilir ancak. Bir olgu ,düşünce, karşılaşabilinecek sonuç yada zihnin ürettiği bir şey olabilir bu şey. Ve bunların göstergesi olan insan, hayvan yada nesne yok edilir. Araç derken kastettiğim bu ve benzeri şeyler. Dışta karşılaşılan, istenilmeyen şey nasıl suça teşvik ediyorsa, başka yada aynı istenilmeyen şeyle kendinin karşı karşıya kalması da suç sebebini ortadan kaldırmada yardımcı olabilir.  Sonuçta sevilmeyen birşeyle yada korkuyla iki türlü de karşılaşma durumu vardır. Ya kendi dışında ya da kendi içinde. Hoşlanılmayan veya tehdit olarak algılanan birşey, dıştayken veya başkasındayken yok edilmek isteniyorsa,  dışarıdan gelerek, kişi kendi maruz kaldığında ve karşılaştığında da onda aynı isteği uyandırabilir. Bu yüzleşme insanı, süregelen fikirden caydırabilir, uzaklaştırarak düşünmekten dahi alıkoyabilir veya empatiyle anlamlandırarak uygulamadan vazgeçirilebilir. Girişte bahsettiğim, "birine onun istemediği bir şey yapılması,birinin istemediği bir şeyi ona başkası tarafından yaptırılması ve kişinin istemediği birşeyi kendi kendine yapıyor olması" mevzusu  işte burda devreye giriyor. Hem bir ceza yöntemi hem bir yok etme hemde kazanma biçimi. Kişiyi kazanma...
   
   
Bahsettiğim bu ceza sisteminde anlatmak istediğim ve 'asıl söylemek istediğim isteğim' , olumlu yönde devam etmesini istediğimiz bir kişiyi, negatif yöndeki durumundan bu  şekillerde caydırabileceğimiz.
   
Yazıyı 'tasarladığı ceza sistemini yazmak mı kalmış 'diyerek yada 'sistemleri eleştirmeye mi çalışmış 'diyerek değil de, başka bir pencereden bakabilmiş olmak için değerlendirin. Çünkü öyle bir amacım yok ve olumlu yada olumsuz yorumların ikisinin de var olması yazının bir değeri olduğunu gösterir bu yüzden benim için sizden gelen iki yorum da önemli. Ve fikrimi beyan ettiğim konuyu değerlendirmede de bana yardımcı olur bunlar. Bana mantıklı gelen ve farklı bir yaklaşımı paylaşmak amacıyla yazdığım bir yazı bu. Daha uzayabilecek bu konuyu kısa tutmaya çalıştım.
   
Bu sistem hakkında yorum ve değerlendirmelerinizi bekliyorum.  Belki haftaya tekrar devam ederiz.
312 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Ömer ülker - 04 Nisan 2019 Perşembe 19:54
    Güzel bi farkındalık olmus aslında bir çok kişinin bildiği ama farkında olmadığı konu bu bence teşekkürler Zehra