ZEHRA ATCI

zehraatci48@hotmail.com 11 Mart 2019 Pazartesi 19:38 DİĞER KÖŞE YAZILARI

EL, KOL VE BAŞTAN DAHA FAZLASI

Üzgünken saçlarında hissettiğin parmaklar, yalnız hissettiğinde  sımsıkı sarılan kollar, gördüğünde, sevmediğin herşeyi sevdirebilecek güzellikte gülüşler ve ellerini sımsıkı tutan eller vardır.  

   
Hüznünde, yüzünü avuçlayan bir çift el, karşında gülümseyen bir dudak hissettirir sana. İstemsizce gülümsersin. Patlamaya hazır bir bomba gibi nefretin seni sarmışken, seni parçalarcasına sımsıkı saran kollar, kanatlarını açmış bir kuş gibi hissettirir sana kendini. Başını omuza koyarsın. Kendini ve tüm herşeyini saçlarının dokunduğu o boyunda bırakırsın. Huzur dolar için.

  
Başını kolların arasına almış,masada otururken, içini boğan o sıkıntının hışmıyla birden kalktığında, masandaki bardağı düşürürsün ve paramparça olur. Kırılma sesi bir kez daha yankılanır kulağında. Panikle toparlamaya çalışırsın. Dudakların ve ellerin titrer, ağlamaklı olursun.O sırada,hiç beklemediğin bi anda, bir el omzuna bastırır. Sevgiyle ama sert. Oturursun bu şevkatli güç karşısında. Fısıldar yavaşça "Sakin ol sadece bir bardaktı."
Sessizce ve ürkek bi huzurla o ele yüzünü sürersin.

Görmediğin o başta, bir çift göz bana güven der gibidir arkanda.

Çıldırmışken ve pencere camına kanayan elinle bir yumruk geçirecekken, bir el, su dolu bardağı senin suratına indirir.Ufak bir sızıltıyla birleşen ıslaklık seni kendine getirir.O eller,yumruklarını tutar,sıkar ve indirir. Sonra da yumruklarını açıp avuçlarından öper. Ne yapıyorum ben dedirtir sana.

Yeter artık dediğin zamanlardır. Eve gitmek yerine yağmurda  kendini parçalarcasına koşarsın. Yere diz çöküp kendini tokatlamaya,saçlarını yolmaya başlarsın.Ayağa kalkıp yürümeye başladığında,yol kenarındaki şişeden kopmuş cam parçası ilişir gözüne ve hiç düşünmeden yerden alırsın onu. 
Nasıl olsa bu ana kadar gelmemiştir o eller. Birkaç dakika daha beklersin. Ne saçlarında,ne kollarında,ne avuçlarında,ne yüzünde, hiçbir yerde hissedememişsindir o elleri. Artık o yok mu acaba diye düşünürsün. Neden sana engel olmuyor, neden çırpınışını görmüyor! Nerde bu? Seni yalnız mı bıraktı yoksa? Tek başına mı? Bağırarak ağlamaya başlarsın ve camı bileklerine sürtmek üzereyken önüne baktığında...Yerde senin iki bacağın arasında dümdüz uzanmış yatıyordur, gülümser. O kokuyu alırsın. Özlediğin kokuyu. Ve bu camı elinden bırakmak için yeter.

Bir çift kol vardır kaburgalarını kırarcasına sarılan, bir çift el vardır gözyaşlarını silen, yıpranmış ellerinden tutan ve saçlarından okşayarak uyutan. Bir baş vardır kendini bulduğun gözleri taşıyan, seni, her kelimesinde çok iyi anladığını söyleyen dudakları barındıran.

Biri vardır karşında. Kim olduğunu bilemediğin ama aslında çok iyi tanıdığın.Anlayamadığın ama anlamaktan daha fazlasıyla hissettiğin.Korktuğun ama kaçamadığın.Aşkın da sevginin de arkadaşlığın da dostluğun da sıfatına koyamayacak kadar özel ama içinde bir köşede en az bu kadar sıradan.

Kilometreler yaklaşır, metrelere dönüşür santimetreler kalır; hepsi gider sadece o kalır.Kendi ellerini görünmez kılıp sıktığın boğazın zorla yutkunur.Başını kaldırıp ona bakarsın.Gülümseyen dudaklara gülümsemek isterken, onun aslında buz gibi bir su olduğunu farkeder titrersin. Şelale gibi akıyordur sular, saçlarından ayak uçlarına. Yavaş yavaş alevlenen ruhunun çıtırdamalarını duyar kulakların. Önce bacaklarında sonra kollarında ve gövdende en son yüzünde hissedersin o alevlenen ruhu.  Bu yangın kendini yakarken, yanacak olan sudan gidendir. Yanmadıkça varolamayan sen kendi kendini yakmaya mecbur kalırsın. Yanan kızıl bir kor isen, git bir aleve sarıl. Sen bir ateşken o suya sarılmak nedendir?
Bir başa, kendi ellerini hissettirmek istersin.Avcunu sol yanağa koyarsın. Sıcak bir demire su dökmen gibi,kalbinde cısırdayan sesi senden başka duyan yoktur.Dişlerini sıkarsın.Üzülerek kendine sorarsın. Dokunmak bu kadar zormudur? Bu dokunuş suyu yok etmez közü ise söndürmez.Ne mi yapar?Ateşin kendi şöminesini de yakmasına sebep olur. Belki bir odayı ve belki tüm evi. Sonra yere yığılmış harabe bir ev dizlerinin dibine yığılır. 
Makasın iki bıçağı arasındadır herşey ve siz iki tutma halkasına hapsedilmişsinizdir. Ne zaman yaklaşmaya çalışsanız birbirinize , birçok şey kesilir o makasla. Halkalara kim koymuştur sizi, onuda bilen yoktur. Ya da düzeneğin iki bıçağı arasına kim yerleştirmiştir her şeyi ? 
Ne yok et diyebilirsin, ne kendin yok olabilirsin. Ne seni yok etmek ister, ne kendi yok olabilir. Ne ateşini büyütebilirsin, ne közünü söndürebilirsin.
   
 Nazım Hikmet'in de dediği gibi.

" Ne kötüdür insanın aklı ile yüreği arasında kalması.
Ne kötüdür an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin? 
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması.
'Ben' deyip susması, 'sen' deyip ağlamaklı kalması. "
145 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR